Bayezid’in 1391’de İstanbul’u Abluka Altına Alması, Osmanlılar Tarafından İstanbul’un Ablukası

İstanbul’un bu ilk kuşatılması Niğebolu muharebesinden sonraya kadar abluka mahiyetindedir.

Karaman seferinde padişahla beraber bulunmuş olan imparator V. Yuannis’in oğlu ve saltanat ortağı Manuel, Bursa’ya dönünce babasının ölümünü haber alarak Yıldırım Bayezid’in müsaadesini almadan İstanbul’u savuşmuştu (1391). Bayezid, bunun kaçmasını gizli bir maksada hamletti; Edirne’ye gelindiği zaman imparator tarafından Macar Kralı Sigismund’a nâme götüren birisi yakalandı, imparator nâmesinde Türklerin Macaristan’a sefer yapacağı bildiriliyordu.

Yakalanan adam kendisinden evvel diğer birisinin daha Macaristan’a yollandığını söyledi. Bunun üzerine Rumeli Beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa’nın teşviki ile Macaristan’a yapılacak seferden vazgeçilerek İstanbul muhasarasına karar verildi.

Bayezid, bu kararını gizleyerek mutad üzere sefere iştirak etmesi için imparatoru aradaki muahede mucibince vermekle mükellef olduğu kuvvetle Edirne’ye davet etti ise de gelmedi. Aynı zamanda Gelibolu’daki donanmaya İstanbul üzerine gitmesi emrolundu; İstanbul muhasarasına karadan vezir-i âzam Ali Paşa serdar edildi. O tarihte surları dövüp yıkacak kudretli toplar yoktu; bundan dolayı şehrin açlıkla alınması takarrür etti; şehrin içeriden ve dışarıdan muvasalası kesildi, İstanbul etrafındaki kuvvetli ve elverişli olan halkı başka yerlere naklederek o taraflara Türkleri getirerek şehri karadan tecrit eyledi. Bu halleri gören Manuel şaşırdı; Papa’ya Fransa kralına ve Macar kralına nameler yazarak acele yardım istedi Bayezid bu sırada Silivri kasabasını alarak Manuel’in haksızlığına uğrayan Andronikos’un oğlu Yuannis’e verdi. Bundan başka Karadeniz sahilindeki Bizans şehirlerini de Turhan Bey’i göndererek tahrip ettirdi.

Osmanlı istilasına karşı Balkanları müdafaa edebilecek bir devlet varsa o da Macaristan’dı; fakat müfrit bir Katolik olan eski Kral Layoş’un, Ortodoks Balkanları Katolik yapmak için mezhep değiştirmeye zorlaması, Kuzey Bulgaristan’daki halka ve Bosnanlılara işkence ve katliam yaptırması bu yarını ada milletlerini kendisinden nefret ettirmiş ve Balkan milletlerini ayrı bir dinde yani Müslüman olan ve fakat dinî ve vicdanî akidelere hürmet gösteren ve kendi mezheplerine bağlı olanlara tahakküm etmeyen Türklerin kucağına atmıştı. Balkanların Osmanlılara karşı olan rabıtası o kadar kuvvetli olmuştur ki daha sonraki Timur hadisesi dolayısıyla Anadolu karıştığı halde Balkanlarda Türkler aleyhine hemen hemen bir hareket ve isyan olmamıştı.

Layoş’un ölümünden sonra kızı Marya’nın kocası Sigismund Macar Krallığına geçerek Balkanlara karşı hami tavrını takınmış hatta Osmanlıların himayesinde bulunan Bulgaristan üzerine bu yüzden bir hak iddia etmiş ve gönderdiği elçi vasıta-siyle Bulgarların işine karıştığından dolayı Yıldırım Bayezid’i muahaze ederek bu yerlerin, kır allığı mucibince kendisine ait olduğunu bildirmişti. Bu mütalaaları sükûnetle dinleyen Bayezid, elçinin elinden tutarak onu silahlarla dolu bir yere götürüp gösterdikten sonra elçiye dönerek: “Efendin kirala bunları anlat; benim Bulgaristan’da olan hakkım gördüğün bu silahlarla temin edilmiştir” cevabını vermiştir. Elçinin avdetinden sonra Bayezid, Transilvanya taraflarına akın yaptırmıştı. Bu işlerin manasını anlayan ve yapılan akının intikamını almak isteyen Macar kiralı, Osmanlılardan yüz çevirmiş olan Mirça’yı da beraberine alarak 1392’de Bulgaristan’a girdi. Sigismund huduttaki Türk kuvvetlerine karşı muvaffakiyet kazanmış ve Niğebolu’yu zapt ile daha ileri yürümüş ise de Anadolu’da bulunan Bayezid’in —çünkü bu sırada Padişah Kastamonu seferinde idi— mühim bir kuvvet göndermiş olduğunu haber alınca kendisini sıkıştırmakta olan bu kuvvetlerin tuzağına düşmemek için Niğebolu’yu bırakarak adeta bozgun halinde süratle çekildi ve hatta hayatını bir adamının fedakârlığıyla bir Türk süvarisinin kılıcından kurtarmaya muvaffak oldu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir