Divan (Devlet Kurulu)

Merkezi yönetimde bulunan görevlilerin belli zamanlarda “Padişah” ya da “Veziriazam”ın başkanlığında toplanmasıyla oluşan ve “Divanı Hümayun” adını taşıyan Osmanlı yönetim sisteminde önemli bir yeri vardır.

Osmanlılardan önceki Türk ve İslam toplumlarına, devlet ileri gelenlerinin çeşitli konularda görüş alışverişi yaparak kararlar almak üzere toplandıkları bilinen bir gerçektir. İslamiyet öncesi yarı göçebe Türk toplumlarında, beylerin önemli konularda karara varmak amacıyla bir araya gelerek oluşturdukları “kurultay“, divanın tarihsel kökenlerinden biridir.

Divan Kurulu (Temsili)

Divan Kurulu (Temsili)

Yönetimde bu türlü bir geçmişi bulunan Osmanlı toplumu, kurultay geleneğini İslamiyette bulduğu “meşveret” (danışıp görüşme)’le birleştirerek, “Divan” denilen organı oluşturmuştur. Divan devlet adamlarının, her türlü kamu işini gözden geçirmek ve halkın dilek – şikayetlerini dinleyerek yürütme ve yargı kararları almak üzere toplanmaları demektir.

Osmanlı sisteminde en önemli yada yüksek divan, padişahın katıldığı Divanı Hümayun‘dur. II. Mehmet (Fatih)’e kadar sultanın başkanlığında, sadrazam, öteki vezirler (kubbe vezirleri), kazasker(ler), defterdar, nişancı, -Merkez’de bulunduğu durumlarda taşra yönetiminin başı olarak- Rumeli beylerbeyi’nden oluşan bu Divan, her konudaki devlet işlerini ve çeşitli başvuruları görüşmek üzere her gün toplanmıştır. Ancak II.Mehmet ile birlikte padişahın divana başkanlık etme geleneğine son verilmiş ve bundan sonra bir kafes ardında oturan sultanın gözetim ve denetimi altında veziriazam Divan’a başkanlık etmeye başlamıştır.

İlk dönemlerde düzenli olarak toplanan Divan, giderek toplanma sıklığı, zamanı ve bileşimi duruma göre değişen bir kurul olmuş, sonunda kapıkulu askerlerine ulufe dağıtmak ve elçi kabul etmek gibi amaçlarla sembolik olarak toplanmaya başlamıştır. Böylece yerini Sadrazam Konağında toplanan İkindi Divanlarına ve giderek 18. yüzyılın ortalarında Babı Asafi denilen veziriazam dairesi (Paşakapısı)ndaki toplantılara bırakan bu kurul, II. Mahmut zamanında kadrosu belirli bir organa dönüşmüştür.

Osmanlı yönetim sisteminde Padişahın divanları dışında başka divanlarda vardır. Örneğin veziriazam, defterdar, kazasker ve eyalet valileri (beylerbeyi), halkla ilişkiler kurmak ve onların dilek – şikayetlerini dinleyerek gerek kararları almak üzere divanlar kurmuşlardır.

Osmanlı yönetim örgütünde önemli bir yer tutmasına karşın, divanların niteliği tartışmalıdır. Örneğin kimi hukukçular Divanı Hümayun’u bir tür Bakanlar Kurulu sayarak onda kuvvet ayrımının tohumlarını bulurken, kimileri de ne Divanı Hümayun’un ne de öteki divanların bağımsız bir yürütme kararı alma yetkileri bulunmadığı için devlet örgütünde belli işlevlerden sorumlu bir organ sayılamayacağını ileri sürmüştür.

Gerçekte Divan’ın padişahın mutlak yetkisini sınırlandıracak bir organ olması şöyle dursun, son çözümlemede danışma işlevinden bile yoksun bir yürütme aracı olduğu anlaşılmaktadır.

Hukuksal nitelikleri ne olursa olsun, divanların iki işlevi yerine getirdiğine kuşku yoktur. Bunlardan birincisi sultana ve yüksek yöneticilere halkla ilişki kurma olanağı vermiş olmasıdır. Ancak bu ilişki zamanla tam anlamıyla koparak Sarayın ve öteki yüksek yöneticilerin halktan soyutlanmasıyla sonuçlanmıştır.

Divanın gerçekleştirdiği işlevlerden ikicisiyse, hiç değilse bir ölçüde ki mi işlevlerin devletin ileri gelenleri arasında tartışılması uygulamasına (müşveret’e) olanak sağlamasıdır.

Ancak başta Divanı Hümayun olmak üzere öteki divanlar değişen koşullara bağlı olarak öteki kurumlar gibi giderek bu işlevini de yitirmiş ve sonunda 19. yüzyıl’da yerini yeni organlara bırakmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir