Ertuğrul Gazi ve Kayıların Anadoluya Yerleşmesi

XIV. Asra girerken Osmanlıların oluşturduğu siyasi teşekkülü tam olarak anlayabilmek için onların bu siyasi birlikteliği sağlamadan önce hangi evrelerden geçtiklerini iyi anlamak gerekir. Bu bakımdan Ertuğrul Bey‘in bir uc beyliğine giden süreci değerlendirmek zorunluluk olarak görünmektedir.

Kaynaklarda Ertuğrul Gazi ve babası hakkında fazla bir bilgi yer almasa da onların Ankara yakınlarındaki Karacadağ bölgesinde, malikâne usulü maaş olmak üzere yerleştirilmiş olduklarını görmekteyiz. Ancak onların buraya gelişi konusunda kaynaklar yine farklı ifadeler kullanmaktadır. Ayrıca kaynaklarda verilen bilgilere göre bir başka sorun da Ertuğrul Gazi’nin babasının adıdır.

Kaynakların büyük çoğunluğu Ertuğrul Gazi’nin babası olarak Süleyman Şah‘ı işaret etmektedir. Bu konuda tam bir görüş birliği yok ise de kaynakların Süleyman Şah konusunda yanılmış olabileceği söylenebilir. Çünkü Anadolu’nun fethinde önemli bir etken olan Kutalmış oğlu Süleyman veya aşağıda verdiğimiz suda boğulma olayı ile Ertuğrul Gazi’nin babasının birbirine karıştırılmış olma ihtimali yüksek görünmektedir. Bu sebeple aşağıda bazı kaynaklardan aktararak verdiğimiz olaylarda Süleyman Şah adı geçse de Ertuğrul Gazi’nin babasının adının kesin sayılamayacağını, Gündüz Alp de olabileceğini düşünmekteyiz.

Kayıların Anadoluya Gelişi

Ertuğrul Gazi ve aşiretinin Anadolu’ya gelişine kadar inen bu meselede en yaygın olarak bilinen rivayet şu şekildedir:

Onlar önce Ahlat’a yerleşmişler, oradan Erzurum ve Erzincan’a geçmişler ve daha sonra ise Halep’e göçmüşlerdir. Onların lideri konumundaki Süleyman Şah ise Caber Kalesi yakınlarında Fırat’ı geçerken boğulmuş, bunun üzerine aşiret ikiye bölünmüştür. Bu gruplardan biri Erzurum’un Pasin ovasında yer alan Sürmeli Çukur’a göçmüştür. Ancak aralarındaki bir anlaşmazlıktan dolayı bu bölgeden de ayrılan aşiretin bir kısmı ana yurtlarına geri dönerken, dört yüz çadır halkı diye anlatılan diğer kısmı da Ertuğrul ve kardeşi Dündar Bey emrinde batıya doğru hareket etmiştir. Bu hareket sırasında kesin olarak bilemediğimiz bir yerde Selçuklu ve Moğol ordularının savaştıklarını gören Ertuğrul Gazi Selçuklu birliklerine yardımda bulunmuştur. Onun yardımı sayesinde Moğol ordusu yenilerek kaçmış, Sultan Alâeddin de Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü kışlak, Domaniç ve Ermeni Beli’ni ise yaylak olarak vermiştir. Burada Söğüt’ün Ertuğrul Gazi’ye Sultan tarafından verildiği bildirilmesine karşın Osmanlı hakkında bilgi veren ilk dönem kaynaklardan Ahmedî’de ise Söğüt’ün kılıçla, yani mücadele yoluyla alındığı belirtilmektedir. 

Yazıcızade Ali ise, Kastamonu’da bulunan Sağ-kol Beylerbeyi Hüsameddin Çoban’ın Selçuklu Sultanı adına Kıpçak ve Suğdak’a sefere gittiğini, bu sebeple Selçukluya karşı hareket eden Bizans (İznik) İmparatoru’nu geri püskürtmek üzere Sultan’ın uca gitmek mecburiyetinde kaldığını söylemektedir. Ancak doğudan gelen Moğol tehlikesi sebebiyle İznik’e karşı düşen uc bölgelerin savunmasını Hüsamettin Çoban oğullarına ve Kayı boyundan Gündüz Alp, Gök Alp ve Ertuğrul’a bıraktığını aktarmaktadır. Bu anlatım Selçukluların uc teşkilatına da uygun bir ifadedir. Çünkü her uc bölgesinin savunmasının beylerbeyine bağlı olarak bir beye verildiğini ve uclarda gerçekleştirilen askeri hareketlerin bu beyler tarafından yapıldığını yukarıda kaydetmiştik. Buna göre, İznik’e karşı gelen sağ-kolun bağlı bulunduğu Hüsameddin Çoban, beylerbeyi; ucta fiili hareketlerde bulunacak olan Gündüz, Gök Alp ve Ertuğrul da uc beyi konumunda yer almaktadır.

Gerek destanî anlatımlar ve gerekse diğer kaynakların verdiği bilgiler derlendiğinde, Ertuğrul Gazi’nin XIII. yüzyıl ortalarına rastlayan bir tarihte uc beyi olduğu düşünülebilir. Rivayetlerde aktarılan I.Alâaddîn Keykubad dönemi (1220-1237) çok erken görünmektedir. Halil İnalcık uca geliş tarihinin 1260’lar olabileceğini söyler ki çok makul görünmektedir.

Ertuğrul Gazi döneminde sol-kol uc sahası olan Eskişehir ve Afyonkarahisar’a kadar olan bölge ile iç el diye tabir edilen Karaman sahasındaki dağlık bölgenin Türkmen halkı, Moğol nüfuzundaki Selçuklu yönetimine isyan etmişlerdi. Onların bu isyan hareketi uzun süre devam etmiş ve Anadolu’da Selçuklu yönetiminin ortadan kalkmasına değin sürmüştü. Türkmenlerin bu isyanı ise uc teşkilatının bozulmasına sebep olmuştu. Buna karşılık sağ-koldaki ümera diye tabir edilen yöneticiler ve halk merkeze itaatkâr bir görüntü vermişlerdi. İşte onların bu itaatkârlığı kendilerinin itibarını merkezi hükümet nezdinde artırmıştır. Bu durum Ertuğrul Gazi ve onun ardından yerine geçen Osman Bey’in uc bölgesinde bir hayli önem kazanmasına sebep olmuştur.

Artan Moğol baskısı ve yönetimin Moğol valilerinin eline geçmesi ile birlikte Anadolu’da yönetime karşı isyanlar başlamıştı. Özellikle, Karaman-Alaiyye-Afyon hattı Selçuklu-Moğol idaresine karşı ayaklanma halindeydi. Buna karşılık sağ-kol uc bölgesi ise, daha sakin görünmektedir. Çünkü sağ-kol ile ilgili kaynaklarda isyan niteliği taşıyabilecek herhangi bir durumdan söz edilmemektedir. Sağ-kol bölgesine dâhil olan Ankara ve çevresi ile Eskişehir’e uzanan ve oradan da İznik’e giden yol etrafı da isyan niteliğinde hareketlerin yaşandığı bir bölge değildir. Bu sebeple Gündüz Alp ve oğlu Ertuğrul’un hayatı kaynaklarda yeterince verilmemiştir. Edindiğimiz bilgilerin çoğu da destanî özellikler yansıtmaktadır. Ancak hem Ertuğrul Gazi’nin hem de Osman Bey’in ilk dönemlerinde Ankara yakınlarındaki Karacadağ’da malikâne olarak oturdukları, Eskişehir ve oradan İznik’e uzanan hat üzerinde sadece askeri görevleri gereği bulundukları belirtilmektedir.

Osmanlı’nın bir beylik olarak faaliyet göstermesinden önce hakkında yeterince bilgi sahibi olamamamızın sebebi ise kendilerinin ayrı bir uc beyi olmamaları ve Çobanoğulları’nın nüfuzunda kalan bir bölgede bulunmalarıdır. Akdağ bu konuda verdiği örnekte, Germiyanoğulları’nın hakkında fazlaca bilgi sahibi olunmasını, bulundukları bölgenin bir gereği olarak oynadıkları önemli role bağlamaktadır. Ayrıca bu duruma bir başka etken olarak da hükümdarın şahsen bulunmayacağı fetih hareketlerinin Bizans’a karşı düşen önemli bir mevkide gerçekleşmesine müsaade etmeyeceğini göstermektedir. Yani bir uc beyinin İznik yolu üzerine düşen bir bölgede hükümdar olmaksızın fetih yaparak nüfuzunu artırması merkezi yönetim tarafından hoş karşılanmayacaktır. Zaten uc bölgelerinde önemli fetih hareketleri Moğol etkisindeki Selçuklu idaresi otoritesini kaybettikten sonra başlamış ve müstakil beylikler ortaya çıkmıştır.

Ertuğrul Bey Kayı Boyundan mı?

Burada değinilmesi gereken önemli hususlardan biri de Ertuğrul Bey’in Kayılara dâhil olup olmadığı meselesidir. Bu konu günümüzde de oldukça tartışma yaratan bir durumdur. Şunu belirtmek gerekir ki, kaynaklarda Ertuğrul Bey’in faaliyet gösterdiği dönemde Kayılara ait herhangi önemli bir olaya rastlamamaktayız. Ancak Ahmedi’nin Tevârih-i Mülük-i Âl-i Osman, Şükrullah’ın Behcetüttevarih ve Aşıkpaşazade’nin Tevârih-i Al-i Osman gibi Osmanlı’nın kuruluş dönemi hakkında bilgi veren kaynaklarda Ertuğrul Gazi’nin soyu Kayılara ve dolayısıyla Oğuzlara bağlanmaktadır.

Oğuzculuk ve Kayı boyu mensubiyeti fikrinin XV. Yüzyıldan itibaren Osmanlı siyasi hayatına girdiğini; bunun da zamanın birtakım ideolojik ihtiyaçlarından ortaya çıktığını düşünmekteyiz. Bunun yerine Osmanlıların Kayı boyu ile hemen hemen aynı bölgelerde yaşamakta olan Karakeçili aşiretinin mensupları olduğu fikri bize daha gerçekçi görünmektedir.

-Ertuğrul Gazi ve aşiretinin uca gelip yerleşmeleri hakkında değişik rivayetler vardır. Bu rivayetler dolambaçlı bir güzergâh çizerler ki bunların inandırıcılığı hayli zayıftır.

-Ertuğrul Gazinin babasının adı ve hangi Türkmen boyuna mensup oldukları meselesi tartışmalıdır.

-Osmanlıların Karakeçili aşireti mensubu oldukları ve 1260’lı yıllarda kuzey-batı Anadolu ucuna gelip yerleştikleri yolundaki fikirler dikkate alınması gereken makul görüşlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir