II. Mahmud Dönemi (1808-1839)

II. Mahmud‘un babası Sultan I. Abdülhamid’dir. II.Mahmud, daha tahta çıkmadan devletin içinde bulunduğu zorlukların farkındaydı.

III. Selim idaresindeki devlet, bir yandan yeniçerilerle, bir yandan da Rus Savaşı’yla uğraşmak durumundaydı. III. Selim’in Kabakçı Mustafa isyânı ile tahttan indirilerek kafes arkasına gönderilmesi ve yerine IV. Mustafa’nın padişah yapılması üzerine tahta geçmeye çalışan Mahmud, Rusçuk Âyânı14 Âlemdar Mustafa Paşa’dan yardım istedi. Bu istek üzerine Âlemdar Mustafa Paşa İstanbul’a geldi. Âlemdar tarafından tekrar tahta çıkarılmasını engellemek için III. Selim’i öldürten IV. Mustafa, tahtta kalmayı garantiye almak için II. Mahmut’u da öldürtmek istedi. Ancak, Selim’in öldürülmesine engel olamayan Âlemdar ve adamları, II. Mahmut’u son anda kurtararak tahta geçirdi.

II. Mahmud tahta geçince Alemdar’ın iyiliğini karşılıksız bırakmadı. Âyânlarla Sened-i İttifak imzalayarak âyânların varlığını tanıdı. Bununla da kalmayıp Âlemdar Mustafa Paşa’yı kendine vezir-i azâm yaptı.

Âyânların varlığını tanıyan Sened-i İttifak’ın imzalanması, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nde bir padişahın yetkilerinin de kısıtlanması anlamına geldiğinden ilk demokratikleşme çabası olarak da kabul edilebilir. Ancak âyânlardan yardım isteyecek kadar âciz olan devletin merkezî otoritesinin de ne kadar zayıflamış olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Askerî ve idarî alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan II. Mahmut, “Sekbân-ı Cedîd” adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808), ancak kendilerine alternatif bir askerî kuvvet istemeyen yeniçerilerin baskıları sonucunda Sekbân-ı Cedîd kaldırıldı. Bu sefer “Eşkinci” adı verilen yeni bir askerî teşkilat kuran Sultan II. Mahmut buna karşı da bir yeniçeri ayaklanması çıkması üzerine, artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını kaldırdı (16 Haziran 1826).

Tarihte “Vak’a-i Hayrîye” (Hayırlı Olay) adı verilen bu olaydan donra “Asakîr-i Mansûre-i Muhammedîye” (Muhammed’in Kahraman Askerleri) adı verilen yeni bir askerî teşkilat oluşturuldu.

II. Mahmud

II. Mahmud

İmparatorluğu bir yandan da batı tarzı düzene uydurmaya çalışan II. Mahmut çıkarttığı Kıyafet Kanunu’yla (3 Mart 1829) devlet memurlarının kavuk, sarık, şalvar ve çarık giymelerini yasakladı. Bunların yerine fes, pantolon, ceket giyilecekti. Buna karşı çıkanları şiddetle cezalandırdı. Saray yaşayışını değiştirerek Avrupalı hükümdarlar gibi davrandı; setre pantolon giydi, sakalını kısa kestirdi, resmini devlet kurumlarına astırdı. II. Mahmut, bu değişiklikleri farklı yorumlayan halk tarafından “gavur sultan”; bazı aydınlar tarafından da “Türklerin Deli Petro’su” olarak anılmıştır. Bu dönemde yalnız erkekleri belirten nüfus sayımı yaptırttı (1831). Böylece yeni kurduğu ordunun devamını sağlayacak insan ve servet durumunu öğrendi.

II. Selim zamanında aksayan sürekli elçi gönderme işi, II. Mahmut döneminde düzene sokuldu. 1834 yılından sonra da, “fevkalade büyükelçi, büyükelçi, orta elçi” adlarıyla Berlin, Londra, Petersburg, Tahran ve Viyana’da yeni elçilikler kuruldu.

İlk resmî gazete olan Takvim-i Vekâyi basılmaya başlandı (1 Kasım 1831). Medreselerin yanında Avrupa tarzı eğitim veren yeni okullar açıldı ve Avrupa’ya öğrenciler gönderildi. Avrupa hükümet düzeni benimsenerek “divân” teşkilatı kaldırıldı ve onun yerine bakanlıklar (nâzırlık) kuruldu. Divân aynı zamanda yüksek mahkeme görevini de üstlenmiş olduğu için, kaldırılmasıyla doğan bu boşluğu gidermek için “Meclis-î Valâyı Ahkâm-ı Adliye” kuruldu. 30 Mart 1838’de Sadrâzamlık makamına “Başvekâlet”, Sadrâzama “Başvekil” denilmesi kararlaştırıldı.

Ölen ya da azledilen devlet memurlarının mallarına el konması anlamına gelen “müsâdere” usulü kaldırıldı. Ayrıca devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak, yeni teklifler getirmek, memurların terfi ve yargılanmasıyla uğraşmak üzere bugünkü Danıştay’ın benzeri “Dârü’ş Şurây-ı Bâb-ı Âli”, askerî konuları görüşmekle görevli “Dâr-ı Şurâ-yı Askerî”, sivil görevlilerin yargılanması ve hükümetle halk arasındaki davaların görüşülmesi için “Meclis-î Valâ-yı Ahkâm-ı Adliye” kuruldu. İlköğrenim İstanbul’da zorunlu ve parasız hale getirildi. Ancak bu karar Anadolu’ya yaygınlaştırılamadı. “Rüştiyeler” (orta okul) ve devlet memurlarının yetişmesi için “Mekteb-i Maarif-i Adliye” kuruldu. Yüksek okullara öğrenci yetiştirmek için, “Mekteb-i Ulûm-u Edebiye” (Lise); “Harbiye” ve “Tıbbiye” okulları açıldı. Ayrıca bu okullar için yabancı kaynaklı eserler Osmanlıca’ya çevrildi.

Posta Teşkilâtı’nın kurulması ve karantina uygulaması da yine Sultan II. Mahmut döneminde gerçekleştirildi. Dirlik sistemi kaldırıldı. Yerli malı kullanımı teşvik edildi. Yalova’da kumaş fabrikası kuruldu. Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolaylıkları getirildi. Ülke içinde ve dışında yapılacak seyahatler için, bazı esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaşlar mürûr teskeresi (geçiş belgesi) taşıyacaklar, ülke dışına çıkacak yurttaşlar da Haricîye Nezâreti’nden (Dışişleri Bakanlığı) pasaport alacaklardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir