İstanbul’un Fethinden Sonra İmar Faaliyetleri

Fatih Sultan Mehmet, Edirne’ye gitmeden önce Süleyman Bey’i İstanbul’a vali olarak tayin etmiş ve şehrin imarını yapmasını emretmiştir. (Tursun 1977, 56)

Fetihten hemen sonra ilk iş olarak imar faaliyetlerine başlanması emrini vermesi, bu şehrin imparatorluk merkezi olma meziyetini devam ettirmeye kararlı olduğu anlamına gelmektedir. Eğer Roma ve Bizans etkilerini silmek istese idi, hali hazırda zarar görmüş olan eserleri yıktırır ve Osmanlı mimari özellikleri taşıyan binalar yaptırırdı. Ancak Fatih Sultan Mehmed bir sentez yaparak, Roma’nın imparatorluk şehri ruhunu Osmanlı motifleriyle birleştirdi ve Roma’nın hükümdarı olarak ortaya çıktı. Fetih sonrası Ayasofya’yı görmek istemesi ve hayranlıkla seyretmesi sonrası harap olduğunu görüp üzülmesi bu sebeptendir. (Tursun 1977, 56)

İstanbul’un savaş sırasında ölenler ve şehri terk edenler yüzünden boş kalmasını istemediğinden fidyesini veren veya belli bir zaman içinde geri dönen Rumlar’a, şehirde yerleşme izni verdi, bunları vergi dışı bıraktı ve kendilerine evler tahsis etti. 5 İmar faaliyetleri sürerken, görkemli imparatorluk şehrine hayat vermek üzere insanların yerleşmesi için çağrıda bulundu ve yerleşecekleri boş ev ve arazinin kendi malları sayılacağını duyurdu. (Tursun 1977, 58)

Hristiyan, Türk ve Yahudi birçok aile İstanbul’a yerleştirildi. (Kritovulos 1967, 119)

“Babası kafir birisi, padişahın veziri ve yakını oldu. Bu vezirin babasının dostları olan İstanbul’un eski kafirleri onun yanına gelip “Hey, ne yapıyorsun. Bu Türkler bu şehri tekrar marnur ettiler. Senin gayretin nerede. Senin atanın dedenin yurdunu ve bizim atalarımızın ve dedelerimizin yurtlarını bu Türkler aldılar. Gözlerimizin önünde dilediklerini yapıyorlar. Şimdi sen padişahın yakınısın. Bir çare bul da bu halk, bu şehri imar etmeyi bıraksınlar ve tekrar şehir bizim elimizde kalsın.” dedi.” (Paşazade 2003, 220)

Yukarıdaki pasaj, imar faaliyetlerinin nasıl bir kararlılıkla yapıldığını açıklıyor. Gerçekten de Fatih Sultan Mehmed kendisine bir saray, “Altın Kapı” tarafında Rum İmparatorlarının kalesinin bulunduğu yerde bir kale yapılmasını ve tez bitirilmesini emretmiştir. (Kritovulos 1967, 119)

Kale yapmak için seçilen yerin “Altın Kapı” olması çok manidardır. Bu kapı Roma imparatorlarının şehre giriş kapısıdır. Fatihin davranış biçimi şehrin bir imparatordan başka bir imparatora geçtiği izlenimi vermektedir. Bu nokta dikkate alındığında imparatorluk geleneğini Osmanlı Devleti ile sürdürmeye kararlı olduğu anlaşılır. Sur içinde kurulan ilk semt ise Saraçhane’dir. Bizans şehrinin ortasından geçen Mese Caddesi’nin bir kolu Saraçhane’den geçmekteydi. İstanbul’un topografik olarak tam ortasında yer almaktadır. (Güncüoğlu 2009)

Saraçhane'nin Eski Bir Fotoğrafı

Saraçhane’nin Eski Bir Fotoğrafı

Muhtemelen bu noktanın İstanbul’un ilk semtinin yeri olarak seçilmesinin nedeni, hem Marmara’dan hem de Haliç’ten görülmesi ve tüm yarımadaya hakim bir konumda olmasıdır. Yapılan ilk faaliyet ler Fatih Külliyesi ve daha sonra bir “Serraçhane” yapımı olarak sayılabilir. (Güncüoğlu 2009)

Fatih Külliyesi yapılmasının imparatorluk ile doğrudan ilişkisi vardır. Dini devletin kontrolü altına sokarak, Şeyhülislamlık müessesesini düzenlemiştir ve bir devlet dairesi haline getirmiştir. Unan’ın alıntı yaptığı A. Yaşar Ocak’ın deyimiyle, tıpkı Bizans Patrikliğini andıran Şeyhülislamlık, merkezi otoriteyi tasdik ve teyid için çalışacaktı. (Unan 1999)

Fatih Külliyesinin medreseleri aracılığı ile devlete hizmet edecek ulema yetiştirilecekti. İmar faaliyetleri içinde en önemli olanlardan biri surların dışında Eyüp’te kutsal bir merkez oluşturmasıdır. İstanbul’un yeni Müslüman sakinlerine şehri sahiplenme, şehre de kutsiyet kazandırma çalışmasıdır ve imparatorluk projesi ile yakından ilgilidir. Şehre kazandırılan başka bir bina da bugün ki adıyla Kapalı Çarşı’dır. Fatih, kendisi için inşa edilen küçük sarayın yanında bir çarşı yapılmasını istemiştir . (İnalcık 198 8)

İstanbul’u ticaret ile zenginleştirmek ve hayatın devamlılığını sağlamak için en önemli adımlardan bir tanesidir. İstanbul’un eski su yollarının onarımını yaptırttı ve tamir edilen yol üzerinde yeni su kaynakları bulundu. Su tüm şehre dağıtıldı ve çeşmeler yapıldı. (Tursun 1977, 61)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir