Matbaanın Geliştirilmesi ve Osmanlıya Gelişi

Matbaacılık, bir kalıp ve boya vasıtası ile bir şeklin bir yüzey üzerine çok miktarda kopyasının çıkarılması ve kitap meydana getirmede kullanılan tekniktir. Kağıdı icat eden Çinliler, matbaayı da ilk olarak kullanmışlardır. Bunu ilk olarak kullanan, kâğıdı da ilk icat eden Çinlilerdi.

Çin basım tekniğinin yetersizliği ve geniş yazılara uygun olmaması nedeniyle arayışlar başlamıştı.

Almanya’nın Mainz (Meynz) kentinde Johann Gutenberg (Yohen Gutınberg) hareketli harflerle baskı tekniğini 1440’lı yılların sonuna doğru buldu ve 1452- 1455 yılları arasında hareketli harflerle iki ciltlik İncil basıldı.

Gutenberg (temsilî)

Gutenberg (temsilî)

Avrupa’da kâğıt ve matbaa kullanılınca düşünce ve bilgi hızla yayıldı. Rönesans’ın doğuşu ve yayılışı matbaanın icadıyla yakından ilgiliydi. Bu dönemde kitap yazma niteliklerini taşıyan bilim adamı veya düşünürlerin, kendilerini himaye edenlerden bağımsız olarak yazabilme ortamını elde etmeleri, düşüncenin özgürleşmesinde son derece etkili oldu. Doğaya ilişkin doğru ve güvenilir bilgi elde etmek için gerekli olan yöntem arayışı bu döneme damga vurmuştu.

Bu yöntemin araçları olarak gözlem ve deney üzerinde durulmuştu. Matbaanın icadının en önemli sonuçlarından biri de İncil’in değişik dillere çevrilip çok sayıda basılmasıydı. İlk kez bir rahibin liderliğine gerek kalmadan İncil’i okuyanlar artık kiliseyi eleştirebilecek düzeydeydiler. İncil’de anlatılanlarla kilisenin anlattığı dinin aynı olmadığı sonucuna varanlar, matbaayı kullanarak eleştirileriyle reformun hazırlanması ve Protestanlığın oluşumunda öncü olmuştur. Matbaanın kullanılmasıyla kütüphanelerin sayıları artmış, kitap kiliselerin tekelinde olmaktan çıkmıştır. Matbaa, sivillerin din adamlarına, millî ve yerel dillerin Latinceye, bilimin de inanca karşı kullanıldığı bir araç hâline gelmiştir. Çeşitli konularda çok sayıda kitap basılması, Avrupa’da insanların bir yandan ilgi duydukları konularda bilgilenmelerini sağlarken öte yandan da öğrendikleri yeni bilgiler ışığında o güne değin kendilerine sunulmuş veya dayatılmış olguları sorgulamalarına yol açmıştı. Öyle ki bu sorgulama bilincini oluşturmuş, düşünen insan Orta Çağ’a özgü skolastik niteliklerinden yavaş yavaş sıyrılarak önce aydınlanma daha sonra da sanayileşme sürecini yaşamıştı.

İstanbul’da ilk Rum matbaası Hristiyan kiliseleri arasındaki mücadelenin bir aracı olarak kurulmuş ve matbaacılık faaliyetine Londra’da başlayan Rum rahibi Nicodemus Metaxas (Nikodmus Metakıs) tarafından 1627’de açılmıştı. Beyoğlu’nda faaliyete geçen bu matbaanın bastığı ilk eser “Museviler Aleyhine Bir Risale” adlı eserdi. İbrahim Müteferrika Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumun düzeltilebilmesi için neler yapılması gerektiğini ve bunların nasıl yapılacağını ifade etmiştir. Bu düşünceleriyle Sadrazam İbrahim Paşa’yı etkilemiştir. İlk önce bir matbaanın önemini anlatmak için kitap basımının faydalarını içeren “Vesîletü’t Tıbâa’yı” hazırlayarak sadrazama sunmuştur.

İbrahim Müteferrika ile Mehmet Said Efendi’ye, III. Ahmet’in fermanı ve şeyhülislamın fetvası ile ilk Türk matbaasını kurma izni verildi. İlk Türk matbaasını İbrahim Müteferrika kurdu ayrıca bu matbaada bastığı birçok kitabın yazarlığını ve düzenlemesini de yaptı.

İbrahim Müteferrika (temsilî)

İbrahim Müteferrika (temsilî)

Müteferrika’nın Yavuz Selim Semti’ndeki evinde kurulan matbaada, ilk kitap 1729 yılının başlarında basıldı. Basılan eser, kaynaklarda “Vankulu Lugatı” adıyla geçen “Sıhahul Cevheri” tercümesiydi.

Müteferrika’nın ölümüne kadar idaresi altında kalan matbaada tarih, coğrafya, dil gibi konularla ilgili on yedi kitap basılmıştı. Matbaanın ilk kitapları bin beş yüz adet kadar basılırken sonrakilerde bu sayı beş yüze inmişti. Bunda basılan kitapların satılamamasının rolü vardı. İbrahim Müteferrika bastığı kitapların büyük bir kısmına ilaveler ve açıklamalar yapmış, bazılarına ise notlar ve haritalar ekleyerek kitapları zenginleştirmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir