Mehmet Akif Ersoy’un Gezileri ve Propaganda Faaliyetleri

Mehmet Akif’in hayatına bakıldığında pek çok seyahati olduğu göze çarpmaktadır. Bu seyahatlerin nedenleri farklı olsa da ortaya çıkardığı gerçek, Mehmet Akif’in pek çok ülke pek çok coğrafi, sosyolojik alan tecrübesinin olduğudur.

Mehmet Akif bu tecrübeleri Teşkilâtı Mahsusa görevleri için de kullanmıştır. Bu seyahatleri 1914 yılının ardından propaganda çalışmaları çerçevesinde değerlendirilebilir.

Mehmet Akif, 1914 yılı ocak ayının üçüncü günü hareket ederek, iki aylık bir Mısır seyahatine çıkmıştır. Mart ayı başında bitirdiği bu yolculuğu sırasında: İstanbul-Beyrut-El Uksur (Lüksor)- Kahire-Medine –Şam-İstanbul güzergâhını takip ettiği anlaşılmaktadır. Bu seyahatin masrafları, Mehmet Akif’in dostu Abbas Halim Paşa tarafından karşılanmıştır. Kahire’de Aziz İzzet Paşa tarafından misafir edilmiştir. Bu seyahatlerinde bulunduğu memleketlerin önemli yerlerini de gezmiştir. Daha sonra Medine’ye giden Mehmet Akif, Hz. Peygamberin kabrini ve manevi mekânları da ziyaret ederek Hicaz demiryolu ve Şam güzergâhı ile İstanbul’a dönmüştür.

İttihat ve Terakki hükumetinin düşünce ve idare şeklini tam anlamı ile benimsemeyen Mehmet Akif eleştirel yaklaşımını hep zinde tutsa da devletin bekası prensibini her şeyin üzerinde tutmuştur. Bu anlayış ile İttihat Terakki hükumetinin resmi görevlendirmesini kabulde bir beis görmemiştir. Hükumet ve devlet olgularını birbirinden ayırabilen Mehmet Akif, fikir ayrılıklarındaki kısırlığa düşmeden vatanseverliğini ortaya koymuştur(Ersoy,2006:60).

I. Dünya Savaşı günlerinde Mehmet Akif bu hizmet anlayışı eşliğinde Hükumetin Teşkilat-ı Mahsusa görevlendirmesi ile 1915’te Almanya’ya gitmiştir. Osmanlı-Alman ittifakı neticesinde gerçekleştirilen bu görevlendirmeler ile Osmanlı aydınları-propagandistleri; İtilaf güçlerine karşı alınacak tedbirleri, karşı propaganda faaliyetlerini, cihat-İslam birliği ile dünya Müslümanlarının itilaf güçlerine karşı ayaklanmasını sağlama fikirleri çerçevesinde görüş alışverişinde bulunmuşlardır.

Politika üretmeye çalışan Almanlar, Müslümanların Hristiyan sömürgeciliğe duydukları tepkinin ellerinde potansiyel bir silah olacağını var saymışlardır. Çünkü itilaf devletlerinin çok sayıda Müslümanın Alman emperyalizminin kurbanı olduğunu göstermesi zordu. Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak kurup onun toprak bütünlüğünü koruyacağını güvence altına alan Almanya, Müslümanların kendi tarafında mücadeleye coşkuyla katılacağı ve küçük bir bedel ödeyerek milyonlarca Müslüman müttefik kazanacağı planlarını yapmıştır. Ancak İngilizler sömürgelerindeki Müslüman askerleri ölümle tehdit ederek “Almanlar halifenizi esir aldılar. Biz de onu kurtarmaya çalışıyoruz. Siz de destek olun sevap kazanın” diyerek aldatmışlardır.

İngiltere sömürüsünde bulunan bu Müslüman grupların cahilliğinden istifade ederek, onları cephelerde ön saflara sürmüşlerdir. Bu propaganda ile Müslüman askerler de İngiltere hesabına, canla başla savaşmışlardır. Almanya ise bu durumu fark ederek karşı tedbirler alma yoluna gitmek zorunda kalmıştır. Almanlar, çeşitli cephelerde İngilizler adına ön saflarda savaşan ve esir ettikleri Müslüman askerleri, oluşturulan özel kamplara almışlardır. Daha savaşın başlangıcında ele geçirilen yaklaşık yüz bin Müslüman esir Vunsdorf’ta (Berlin) bir kampta toplanmıştır.

Mehmet Akif ERSOY

Mehmet Akif ERSOY

Mehmet Akif’e verilen görev ise; İngilizler kuvvetlerinden Almanların esir aldığı( İngiliz sömürüsü olan İslam ülkelerinden getirdiği) Müslümanlar arasında propaganda yapmaktır. Zira kazanılan her insan savaş döneminde çok değerli olmuştur. İngilizlerin gerçek yönlerini ortaya çıkarmak isteyen Akif, İngilizlerin topladığı Müslüman askerlere “Almanlara karşı biz sizin halifenizi savunuyoruz” yalanını ortaya koymuştur.

Mehmet Akif Almanya’da yaptığı çalışmalar, edindiği izlenimler ile Ortadoğu projesinde etkin isimlerden olmaya aday olmuştur. Zira Mehmet Akif 1914’e kadar çalışmaları ile edindiği bilimsel ve sosyal birikimi ile Ortadoğu projesinde gereken özelliklere sahiptir. Mehmet Akif propagandist çalışmalara yabancı bir insan değildir. Zaten 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında şair vasfı ile Sırat-ı Müstakim dergisini çıkaran Mehmet Akif, dergi içerisindeki makale-yazı-şiirlerinde zaten Osmanlı-İslam propagandasını yapmakta ve bu yaklaşımını vaiz yönü ile destekleyerek İstanbul camiilerinde hararetli vaazlar yapmaktadır. Hem tecrübeli hem donanımlı hem de vatanperver olan Mehmet Akif, bu yönleri ile Osmanlı propagandası ve Ortadoğu’da İngilizlere karşı propaganda yapmak için en doğru kişilerden biri olmuştur.

Arapça, Farsça, Fransızca dillerine hakim, memuriyet hayatının gereği olarak birçok bölgede bulunmuş (Arnavutluk, Arabistan, Anadolu, Rumeli), halkları tanımış, sosyal bir kişilik olarak, iletişimde mahirdir. Ayrıca müderris, vaiz, veteriner hekim, şair, hafız, mütercim vasıfları ile donanımlı olan Teşkilat-ı Mahsusa görevlisi bu Osmanlı aydını Almanya’daki faaliyetlerinin ardından Arabistan’daki Necit bölgesine gönderilmiştir.

Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri için, Balkan ülkeleri, Hindistan, Kafkasya ve Ortadoğu çok önemlidir. Yeniden yapılandırılan Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinden birçoğu da bu bölgelere gönderilmişlerdir. Bu bölgelerdeki Müslümanlar ile birlik olarak İtilaf devletlerine karşı isyan başlatmak Teşkilat-ı Mahsusa’nın en önemli görevi olmuştur.

Osmanlı ordu karargâhındaki Türk subayları da bu pan-İslamizm seferine büyük önem vermişlerdir.

Enver Paşa

Enver Paşa

Enver Paşa’ya göre; hilafetin denenmemiş bir güç olması ve Almanya’nın göndereceği maddi yardımlar ile desteklenecek propagandistlerin başarılı olması pek muhtemel gözükmektedir. İtilaf devletlerinin sömürgelerinde olan Müslümanlar üzerine kurulan bu politik manevranın öncüleri Teşkilat-ı Mahsusa görevlileri olmuşlardır(Stoddart,1994:20). Bu propaganda faaliyetinde “Cihad” önemli bir silah olarak düşünülmüştür(Safi,2006:8).

İtilaf Bloğu’nun içerisindeki Türk ve Müslüman unsurlar da Cihad-ı Ekber çağrısına uyarak itilaf bloğuna isyan edip bu faydacı politikanın gereğini yerine getirecektir. Teşkilat-ı Mahsusa, İslam âleminin yaygın olarak kullandığı dillerden Arapça, Urduca, Malayca, Hintçe ve bütün uzak Asya dil ve şivelerinde bildiriler bastırarak bunları Alman uçaklarıyla cephelere attırmışlardır. Ayrıca bu beyannameler havadan olduğu gibi karadan da Müslümanların yaşadığı yerlere ulaştırılarak itilaf devletlerinin propagandaları etkisiz hale getirilmeye çalışılmıştır(Babacan,2011:300). Büyük önem arz eden, bu karşılıklı propaganda beyannameleri Osmanlı Devleti tarafından titizlikle takip edilmiştir. Beyannamelerin yanı sıra Osmanlı toprakları üzerinde faaliyette bulunan casuslar da takip edilmiştir. Casuslara karşı da Osmanlı Devleti gerekli tedbirleri alarak kendi propaganda faaliyetlerinin başarılı olması için çalışmıştır.

1914-1918 yılları arasında aktif bir propaganda faaliyeti yürüten Mehmet Akif özellikle Ortadoğu’da İngiltere’nin propaganda faaliyetlerine karşı durmaya çalışmıştır. Zira İngiltere Ortadoğu’da, toplumbilim ve propaganda alanlarında üst düzey bir yaklaşım sergilemiştir. Devlet politikaları gereği “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” unvanını alan bu devlet propagandayı uzun vadeli politikalarına, Osmanlı Devleti’nden çok önce dâhil etmiştir.

Mehmet Akif, 1918 yılı Temmuz ayı içerisinde, İngiltere propagandasının mahsulü olan asi Şerif Hüseyin’in yerine, Mekke Emiri tayin olunan, ancak Mekke’ye gidemediği için o sırada Lübnan’da Âliye’de bulunan Şerif Ali Haydar Paşa’nın (1866-1946) daveti üzerine, İzmirli İsmail Hakkı Bey’le (1870-1946) Âliye’ye gitmiştir. Burada bir ay paşanın misafiri olarak kalmış Osmanlı Devleti adına propaganda faaliyetlerini yürütmüştür. Ancak etkin İngiliz propagandası ve Şerif Hüseyin’in Osmanlı Devleti’ni iki ateş arasında bırakması bu bölgelerdeki Osmanlı etkinliğini çok yıpratmıştır. Bu baskıya daha fazla dayanamayan Osmanlı Devleti Ortadoğu topraklarından çekilmek zorunda kalmıştır. Burada öne çıkan en önemli sonuç ise; din birliği, tarih birliği, kader birliği, komşuluk birliği yapmış olan iki ulusun; farklı dine mensup, komşuluk bağı bulunmayan bir devletin, etkin propaganda faaliyetleri karşısında tutunamadığı gerçeğidir.

XX. yüzyılda ateşli silahtan daha etkili bir savaş aracı olarak benimsenen “propaganda” en önemli meyvesini, İtilaf devletleri adına vermiştir. Üstelik bu meyve, çok kuvvetli esaslara bağlı olduğu düşünülen “Din Birliği”ni parçalayıcı bir güç olarak kendisini ispatlamıştır.

Uluslar arası ilişkilerde; Mehmet Akif’in din bağını ön planda tutarak yaptığı propaganda faaliyetleri, yenidünya düzeninin(kapitalizmin) sınır tanımayan çıkar çatışmalarının ortasında kalmıştır. Kaçınılmaz bir savaşın ortasında kendini bulan Osmanlı Devleti de bu yeni sistemin en önemli silahlarından olan “ulus devletler” ve “kapitalizm” ikileminde birçok toprak kaybı ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. İtilaf devletleri tarafından yıllardır incelikle takip edilen politikalar Osmanlı Devleti’nin dindaşları üzerinde o kadar etkili olmuştur ki, bu etkiye karşı, Osmanlı Devleti’nde; 2 Ağustos 1914 ve 19 Mayıs 1919 tarihleri arasında, yeni kurtuluş formülünün gerekliliğine inanan bir kadronun doğuşu gerçekleşmiştir.

Cumhuriyet dönemi kadroları da Teşkilat-ı Mahsusa’ya benzer Heyet-i Mahsusalar kurmuştur. Memleketin selameti doğrultusunda meclis düzenlemeleri ile bu heyetlerin çalışma standartları belirlenmiştir.

Kaynak:

Dergipark

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir