Oğuz Göçleri ve Anadolu

Anadolu’da VI ve VII. yüzyıllarda Sasani ile Bizans imparatorlukları arasında mücadeleler yaşanmış ve bu mücadeleler Anadolu coğrafyası için tam bir yıkım olmuştur. Daha sonra başlayan ve asırlar süren Bizans-Müslüman mücadeleleri de Anadolu’daki şehir ve kasabaları harabeye çevirmiş, bölgede nüfus oldukça seyrelmiştir.

Balkanlarda; Uz, Peçenek ve Kuman akınları ile uğraşmak zorunda kalan Bizans İmparatorluğu, içerde de sık sık imparator değişiklikleri yaşamıştır.

Bizans Müslüman mücadeleleri (Minyatür)

Bizans Müslüman mücadeleleri (Minyatür)

Özellikle II. Basileos’un (Bazileus) 1025’te ölümünden sonra uzun süre yönetimde istikrar yakalayamayan Bizans’ta, devlet düzeni bozulmuş ve halkın devlete olan güveni sarsılmıştır. Bu dönemde Anadolu’da; Rumlar ve Ermenilerle birlikte Süryaniler, Araplar ve Türkler bulunmaktadır. Anadolu’da yaşayan bu halklar, ekonomik olarak çok zor durumda olsalar da kendi yaşadıkları bölgelerde eski dillerini, adetlerini ve yaşayışlarını koruyabilmişlerdir.

Bizans İmparatorluğu’nda 1042’den 1081’e kadar 11 imparator değişmiştir. Hatta Botaniates (Botanyates) ve Melissenos (Melissinos) gibi Selçuklulardan yardım alarak imparator olmaya çalışanlar da olmuştur. Bu durumu fırsat olarak kullanan Selçuklular, istedikleri yardımları yaparak bazı şehir ve bölgeleri ele geçirmeye başlamıştır.

XI. yüzyılda Anadolu’da karşılaşılan durum, Türkler için umut verici olmuş ve Anadolu’nun fethini kolaylaştırmıştır. Balkanlarda ve Anadolu’da gücünü korumaya çalışan Bizans İmparatorluğu, büyük bir orduya ihtiyaç duymuştur. Ordusunu her an savaşa hazır tutmak zorunda olan Bizans, ihtiyaç duyduğu parayı karşılamak için zaten zor durumda olan halktan daha fazla vergi toplamaya başlamıştır. Para olarak toplanan vergilere, zamanla halkı daha da yıpratan zorunlu çalışma görevleri eklenmiştir. Gemi, köprü, yol ve müstahkem mevkilerin inşası için halk hem malzeme ve hem de iş gücü sağlamak zorunda kalmıştır. Bütün bunların yanında imparatorluk memurlarının ve ordu mensuplarının her türlü masraflarını da halk karşılamıştır. Vergi sistemindeki adaletsizlik, Bizans’ın kötü yönetimi ve yer yer baş gösteren isyanlar, halkı daha da perişan etmiştir.

Anadolu’daki tekfurlar da halka her türlü zulmü yapmaya başlamıştır. Halk ise artık bu vergileri ödeyemez duruma gelmiş ve Türkleri çare olarak görmeye başlamıştır. Sefalet içindeki halk, tekfurların adaletsiz vergilerine karşı Türklerin haraç ve cizye vergilerini, çoktan kabullenmiştir.

Bizans idaresinden bıkan halklar, Selçuklu akınlarına direnmemiştir. Özellikle mezhep farkından dolayı Bizans tarafından büyük baskı ve işkencelere maruz kalan Ermeniler, Türk akınlarına hiç direniş göstermemiştir. İran, Arap ve Türk akınları halkın daha batıya göç etmesine yol açmış, Doğu Anadolu’nun nüfusu aralıklarla süren savaşlar, yönetimin baskısı ve salgın hastalıklar nedeniyle oldukça azalmıştır. Böylece Türk akınları ve sonrasındaki Oğuz göçleri sırasında yerli halkın tavrı, Anadolu’nun süratle Türkleşmesini kolaylaştırmıştır.

XI. yüzyılda Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryaniler ile Orta Anadolu’da yaşayan halk, Bizans’ın adaletsiz idaresi nedeniyle Türklere karşı Bizans İmparatorluğu’nun yanında yer almamıştır. Bu yüzden Bizans, bu yüzyıl başlarında Doğu Anadolu’daki Ermeni prensliklerini yıkıp buradaki halkı kitleler hâlinde Orta Anadolu’ya sürmüştür. Bizans’ın Ortodoks mezhebini bu milletlere dayatması, halkı Bizanslılardan daha da uzaklaştırmıştır.

Ermeni Tarihçi Urfalı Mateos (Mateyos), Anadolu’da yaşayan halkların Bizans’a karşı tepkilerini şöyle aktarmaktadır: “Doğudaki sorunu çözmek üzere sefere çıkan Romanos Diogenes (Romen Diyojen), Sivas’a ulaştığında beklemediği bir tepkiyle karşılaşır. Şehirde bulunan Ermeniler, Türklerden yana tavır sergilediği için imparator buna çok sinirlenir ve sefer dönüşünde Ermeni mezhebini kaldıracağına dair yemin eder.” Süryani Tarihçi Mihael’in (Mihayel), “Bu devirde Rumlar bizim milletimize ve Ermenilere zulüm yapıyordu.

Çıkarılan bir emirname ile batıl mezheplerini kabul etmeye zorluyor ve bizi ezmeye uğraşıyorlardı. İstanbul patriği, kiliselerde bulunan mukaddes kitapları (yani Ortodoks olmayan Süryanilere ait eserleri) yaktırdı.” şeklindeki aktarımı ile Bizanslıların zorla Rumlaştırma siyasetini ortaya koymuştur.

Malazgirt Meydan Muharebesi, Bizans’ın Anadolu’daki hâkimiyetinin büyük ölçüde kırıldığı önemli bir gelişme olmuştur. Bu savaştan sonra Selçuklular, Anadolu’yu yurt edinme politikasını uygulama fırsatı bulmuştur. Çağrı Bey’in liderliğinde Selçuklular önce keşif daha sonra da yurt edinme amacıyla Anadolu’ya akınlar yapmıştır. Malazgirt Zaferi’nden sonra ise daha rahat hareket etmeye başlayan Oğuzlar, güvenli bir şekilde Anadolu’ya yerleşmeye başlamıştır.

1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da ilk Türk Beylikleri’nin kurulmasıyla Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması hızlanmıştır. XI. yüzyılda Anadolu’yu yurt edinen Türkler, burada kurdukları devletleri daha çok kurucularının veya bölgenin adıyla anmıştır. Türkiye adı ise ilk defa Bizans kaynaklarında görülmüş ve Anadolu XII. yüzyıldan itibaren Batılılar tarafından Türkiye olarak anılmaya başlanmıştır. Arap kaynaklarında da Berrü’t- Türkiyye ifadesi XIV. yüzyıl başlarında kullanılmıştır.

Marco Polo Kubilay Han’ın huzurunda (Temsilî)

Marco Polo Kubilay Han’ın huzurunda (Temsilî)

Marco Polo (Marko Polo), Anadolu’dan Türkiye diyerek bahseder. Dönemin bir diğer önemli Arap seyyahı İbn-i Batuta, 1330’lu yıllarda gezdiği Anadolu’da yoğun Türk nüfusunu gördükten sonra Anadolu için Türkiye ülkesi, Türkiye toprağı anlamında “Berrü’t-Türkiyye el-Ma‘rûf bi Bilâdi’r-Rûm” ifadelerini kullanır. Ayrıca Anadolu’nun siyasi ve sosyal durumu hakkında doyurucu bilgiler verir. Dönemin Memlûk müellifleri; Mısır, Suriye ve Hicaz’a hâkim Memlûklular için Türkiye Devleti (ed-Devletü’t-Türkiye) ifadesini kullanırken Anadolu’yu, Türk ülkesi olarak isimlendirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir