Osmanlı Devleti’nde Kolera Salgını ve Erzurum’daki Durum

Kolera salgınının İran’da görülmesi ve büyük bir yıkım yapması elbette Osmanlı Devleti’nin doğu sınırları için bir tehdit oluşturuyordu.

Hastalık Basra Körfezi üzerinden Bağdat yoluyla Anadolu ve Akdeniz sahillerine kadar ulaşmıştı. Dolayısıyla Erzurum gibi önemli ticaret yolları üzerinde bulunan bölgeler hastalığın tehditlerine çok daha açık bir durumdaydı.

Erzurum’da Kolera Salgını

1843 yılında koleranın görüldüğü Erzurum’da hastalığın 1846’dan itibaren seyrine baktığımızda; Erzurum’da yerleşik olan ve özellikle ticaret üzerinde etkili olabilecek herhangi bir gelişmeyi özellikle rapor eden İngiliz ve Fransız konsolosluk yazışmalarında koleranın 1846 yılında şehirdeki etkisine dair herhangi bir bilgiye rastlamamaktayız. Bu dönemde konsolosların verdiği bilgiler hastalığın İran’daki seyriyle alakalıdır.

Mesela Erzurum İngiliz konsolosu J. Brant’ın 10 Aralık 1846 tarihli raporunda koleranın Tebriz, Urmiye ve Hoy’da ortaya çıkarak bu şehirlerde yıkım yaptığını yazmasına rağmen Osmanlı topraklarına doğru ilerleme göstermediğini; ancak Tiflis yönünde ilerlediğini kaydetmekteydi. Ne var ki 1847’nin Ocak ayında Erzurum’dan gönderilen bir belgeye göre hastalık Erzurum’a ulaşmış ve halk arasında endişenin ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Rapora göre hastalık dalgalı bir seyir gösteriyor ve şehre nasıl ulaştığına dair bir belirsizlik oluşturuyordu. Ancak hastalık şehirde öylesine bir korkuya neden olmuştu ki ocak ayında bile şehir sakinlerinden bazıları daha temiz hava almak ve salgından korunmak için şehre hâkim Palandöken’e çıkarak kamp kurmuştu. Ancak hastalık bunların da beşte üçünü vurmuş, geri kalanlar ise şehre dönmekten imtina etmişlerdi.

1847’nin başından itibaren salgının Erzurum’da etkili olduğu Osmanlı arşiv belgelerinde de görülmektedir. Buna göre Ocak 1847’de hastalık nizamiye askeri arasında etkili olmuş ve askerler havası ve suyu güzel olan mahallere çıkarılarak buralarda çadırlarda bir iki hafta ikamet ettirilmiştir. Buradan da anlaşıldığı gibi Erzurum’da koleraya karşı yapılan ilk hamle havası ve suyu daha temiz olan yüksek mahallere çekilme şeklindeydi. Nitekim bu tedbirler etkili olmuş olacak ki Fransız konsolosu Garnier Şubat 1847’de Erzurum Eyaleti’nde çıkan kolera söylentilerinin tamamen gerçek dışı olduğunu ve hastalığın şehirde etkin olmadığını belirtiyordu. Ancak Ağustos ayının ortalarında kolera bir kez daha şehre hâkim olmaya başladı.

Hastalığın Erzurum’da yayılması hakkında bilgi veren Erzurum Fransız konsolosu Garnier, yayılma yolu olarak Kars ve Çıldır taraflarını göstermekteydi. Bu iki yerde ortaya çıkan hastalık Ağustos 1847’de Erzurum’da da kendisini göstermeye başladı. Konsolosa göre hastalık önceleri hafif bir şekilde etkisini hissettiriyor ve günde sadece üç-dört kişinin ölümüne neden oluyordu. Daha sonraları bu günlük ölüm oranı on civarında seyretti. Garnier 20 bin 53 kişilik bir şehir için bu rakamı yüksek bulmuyordu; ancak civar bölgelerde hastalık daha etkiliydi.

4.000 kişilik Kars’ta 1.700 kişi; Oltu’da 800 kişiden 260’ı; Hasankale’de 290 aileden 270 kişi hastalığın pençesindeydi. Muş’ta ise günde yüz kişi hastalık nedeniyle ölüyordu. Garnier’ye göre daha da kötüsü Van, Hoy, Tebriz ve Tahran’da etkili olan hastalığın Kafkasya üzerinden Trabzon’a da sirayet etmesiydi. Hastalığın Ağustos ayında etkisini arttırması ile şehrin Rum ve Ermeni sakinleri şehirden kaçmaya başladı.

Garnier’nin halefi Barrère’ye göre Ekim ayında hastalık Erzurum ve civar köylerde etkisini devam ettiriyordu. Şehrin nüfusuna göre salgının sirayet ettiği kişi sayısı önemsizdi. Hastalık Erzurum’da günde 4-5; çevre köy ve şehirlerde ise 8 civarında kişide görülüyordu. Ancak hasta olanların hastalık sirayet etmeyenler ile sürekli teması hasta ve ölüm oranının yükselmesine neden oluyordu. Diğer bir ifade ile Barrère hastalığın sirayet ettiği her üç kişiden genellikle ikisinin öldüğünü belirtiyordu.

Osmanlı Devleti Zamanında Erzurum

Osmanlı Devleti Zamanında Erzurum

Hastalığın en ateşli olduğu yaz döneminde dair Fransız konsolosların raporlarında herhangi bir bilgi yoktur. Fakat bu elbette hastalığın şehirde etkili olmadığı anlamına gelmez. Öyle ki Barrère 12 Kasım tarihli raporunda koleranın şehirde tamamen etkisini yitirdiğini; ancak yine de münferit vakaların her gün görüldüğünü belirtiyordu.

Hastalığın etkisini yitirmeye başlaması üzerine Fransız konsolosu Barrère, Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın ticaret dairesine gönderilmek üzere kolera salgını hakkında kaynağı Erzurum Eyaleti Sağlık Müfettişi olarak görev yapan İngiliz Doktor Dickson; İran, Gürcistan ve Ermenistan’da yüzlerce kolera vakasını gözlemlemiş bir hekim olan Doktor Bertoni ve Erzurum Askeri Hastanesi Doktoru Süleymen Efendi olan raporlar hazırladı. Konsolos Barrère’nin daha sonraki raporlarında koleraya dair bilgi vermemesi salgının Kasım 1847’de şehirdeki etkisini kaybettiğini göstermektedir.

Bu dönemde yani hastalığın ortaya çıktığı 16 Ağustos’tan 15 Kasım’a kadarki 91 günlük dönemde şehirde tam bir korku hâkim olmuştur. Fransız hekim Verrollot’nun Erzurum’daki Karantina hekiminden elde ettiği bilgilere göre, 40.000 kişilik Erzurum’da bu dönemde 1.700 kişi salgından dolayı hastalanmıştır. Bunun dışında hastalığa kurban gidenlerin sayısı ise 900 kişi olmuştur. Diğer bir ifade ile Verrollot’ya göre Erzurum’da hastalığa yakalananların ölüm oranı % 55 olmuştur.

Salgın kış döneminde Erzurum’daki etkisini yitirse de ki bir yıl sonra hastalık şehirde yeniden etkili olmuş olacak ki Erzurum’da halkın koleraya karşı bilgilendirilmesi maksadıyla Rumca ve Ermenice yazılan risaleler dağıtılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir