Osmanlı Devletinde Padişah ve Şehzade Eşleri

Osmanlı Devletinde Padişahların eşleri yani sultanlar çok fazla merak edilmektedir. En çok sorulan soru ise, padişah eşleri neden yabancı sorusu olmakta. 

1520’lere kadar padişah ve şehzadeler, Anadolu beyliklerinin Türkmen prensesleri veya Balkanlar’ın Hıristiyan prensesleri ile evleniyorlardı.

Bu tarihlerde imparatorluk cihan devleti haline geldi ve kızını alacak komşu hanedan kalmadı. İleri gelen Osmanlı ailelerinden kız almak adeti yoktu. Padişah, tebaası olan ailelerle akrabalık kurmak istemiyordu. Ortaya padişahın kayın pederi, kayın biraderi gibi bir takım adamların çıkmasından çok çekinilmiştir. İkinci Osman’ın şeyhülislamın kızı ile evlenmesi istisnadır. Bilindiği gibi Osmanoğulları, devletin tek soylu ailesi sayılıyordu. Ancak Osmanoğlu doğmanın doğuştan imtiyazı vardı. Başka hiç bir aileye doğuştan imtiyaz tanınmamıştı. Bu bakımdan Osmanlı düzeni, Avrupa soyluluk düzenine zıt olduğu gibi, diğer İslam ve Türk hanedanlarından da farklıdır.

Binaenaleyh tek kaynak olarak, nesepsiz cariyelerle evlenmek yolu kaldı. XVI. ve XVII. asırlarda çeşitli milliyetlerden cariye alan padişah ve şehzadelerin, sonraki iki asırda, umumiyetle Çerkez olmak üzere, Kafkasyalı cariyelerde karar kıldıkları görülür.

Harem-i Hümayun’un devamlı cariye ihtiyacı vardı. Cariyeler çok küçük ve tamamen çocuk yaşta alınırdı. “Kusursuz güzel ve kusursuz bakire” olmaları şarttı (Ricault, I, 119). Bunlar, acemi sınıflara sevk edilerek, yaşlı cariyeler tarafından Türkçe, din, okuma yazma, istidatlarına göre edebiyat, musiki, raks, nakış eğitimine tabi tutulur, Saray adap ve erkanı öğretilirdi. Sonra rütbeli cariyelerin, padişah eşlerinin, sultanların dairelerine hizmet için tevzi edilirlerdi. Tahsilini tamamlayan ve “acemi kız” sıfatından çıkan ve evlenecek yaşa (umumiyetle 15) gelen cariyeler arasından padişah ve şehzade zevceleri seçilirdi. Yalnız iki padişah, acemiler arasından zevce seçmişlerdir. Tahsilini tamamlayan, padişah veya şehzade zevcesi olamayan, tahsil müddetinden sonra 9 yıl maaşlı olarak hizmet eden cariye, Saray’daki hizmetinde devam etmekte ısrar etmezse, “çerağ edilir” yani zengin cihaz verilerek evlendirilirdi. Bunlar valide-sultan’ın veya başkadınefendi’nin manevi kızları sayılır, onlarla ilgilerini kesmezlerdi. Rical’den biri veya onların oğulları ile evlendirilirdi. “Saraylı hanım” denirdi ki, çok iyi terbiye gördükleri ve güzel oldukları, 9 yıllık maaşlarını ve kendilerine verilen atıyye ve mücevherleri biriktirdikleri için, devlet ricali, oğullarına, saraylı hanım almak isterlerdi. Saray’da asla ne bakire olmayan, ne evli, ne dul kadın hizmet edemezdi.

Bu şekilde Harem-i Hümayun’da bine yakın cariye hizmet ederdi. Mesela Sultan Abdülmecid devrinde (1839-1861) Veliaht dairesinde 58, ikinci veliaht dairesinde 42, üçüncü veliaht dairesinde 34, kadınefendilerin dairelerinde 11 ila 17’şer cariye hizmet ediyordu (Topkapı Sarayı Arşivi, no. E 4.002). Sultan Abdülaziz devrinde (1861-1876) Valide-Sultan dairesinde 43, Veliaht dairesinde 47, her kadınefendi’nin dairesinde 15 ila 23, ikbal denen padişah zevcelerinin dairelerinde 8 ila 15’er cariye hizmette idi (TS Arşivi, E 4.002).

İkinci Mahmud devrinde (1808-1839) cariyelerin maaşları günde 30 ila 100 akçe arasında idi. 100 akçe gündelik bugün ayda (1986 kuru ile) 5.200 dolar (US) eder. Cariyenin bütün masrafları saraydan görüldüğü, 9 hizmet yılında maaşını sadece biriktirdiği, bu müddet içinde Hanedandan büyük hediyeler, evlenirken büyük bir cihaz ve ev de aldığı için, herkesin saraydan çıkma azad edilmiş bir hanımla evlenmek istemesindeki sebep anlaşılır.

Tahsilde bulunan cariyeye “acemi” denirdi, maaşı yoktu. Sonra sırasıyla cariye, şakird ve usta unvanları ile 9 yıl hizmet ederdi. 9 yılını tamamlayıp hizmete devam etmek isteyenlere bir üst rütbe olan gedikli denirdi. Bu rütbeleri veya dereceleri, hizmetlerinin beğenildiği ölçüde kazanırlardı.

XVIII. asır sonlarında başkadınefendi yani padişahın birinci zevcesinin yıllık maaşı 30.000 altındı, diğer kadınefendilerinki daha azdı. Ayrıca her doğumda bir kadınefendi 15 ila 18 bin altın alırdı (d’Ohsson, VII, 72-3). Padişah hediyesi mücevherler bunun dışında idi. Mesela bir padişah zevcesinin ilk doğumunda loğusa yatağında başına taç giydirilir, taç artık onun olurdu (Ricault, I, 123).

Padişah zevcelerine “haseki” (Fars. hassagi), çok nadiren bazı padişahların bir iki zevcesine “haseki-sultan” denmiştir. XVIII. asırdan itibaren haseki yerine kadınefendi denilmeye başlanmış ve sonuna kadar böyle devam etmiştir. Başkadınefendi, ikinci, üçüncü, dördüncü kadınefendiler, padişah ile evlenme sırasına göre bu unvanları taşımışlardır. Çocukları olup olmaması durum ve unvanlarını değiştirmezdi. Bir kadınefendi ölürse, kıdem sırası yürür ve başıkbal, dördüncü kadınefendi olurdu.

Padişah zevcelerinden kadınefendi olanlar, kraliçe protokolünde idiler. Ancak başkadınefendi bile imparatoriçe sayılmazdı. Tek imparatoriçe, hayatta ise, padişahın annesi, yani valide-sultan idi.

Zevceleri padişahlar ölüp de dul kalan kadınefendi ve ıkballer, istedikleri takdirde, evlenebilirlerdi. Ancak unvanlarını kaybederlerdi. Evlenebilmeleri için, hayatta şehzade olsun, sultan olsun bir çocukları bulunmaması şarttı. Aksi takdirde bir şehzade veya sultan’ın üvey babası ortaya çıkardı ki, buna izin verilmezdi. Keza padişah, zevcesini boşarsa -ki bir kaç örneği vardır-, çocuğu olmadığı takdirde, istediği ile evlenebilirdi.

Kadınefendilerden sonra gelen padişah zevcelerine “ıkbal” denir ve başıkbal, ikinci, üçüncü, dördüncü ıkbal şeklinde sıralanırdı. Ikballerden sonra gelen 4 padişah zevcesine “gözde”, sonra gelen 4 padişah zevcesine “peyk”, denirdi. Tabiatiyle her padişahın bu kadar eşi yoktu. Ikballer ve diğerleri, prenses protokolünde idiler. Ikballer, hanım-sultanlara ve kadınefendiler sultanlara eşit protokole girerlerdi. Kadınefendilere -sultanlar gibi- “devletlü ‘ısmetlü”, ıkballere -hanım-sultanlar gibi- sadece “’ısmetlü” lakabları ile yazıldığı görülür. Ikballere “hanımefendi” denirdi. Gözde ve peykler ise sadece “hanım” ve en küçük prenseslerdi.

Padişahın şehzadeliğinde evlendiği eşi ile padişahlığında evlendikleri, bir farklılık husule getirmezdi. Şehzadeliğinde evlendikleri padişah olunca kadınefendi unvanı aldıkları için, daha da kıdemli idiler.

Şehzade zevcelerine resmen “hanımefendi” denirdi. Bunlar ıkbal ve hanım-sultanlar ile eşit derece ve protokolde prenseslerdi. Şehzadenin ilk zevcesine “başhanımefendi” denirdi. Şehzade zevceleri, zevceleri gibi imparatorluk prensesi değil, sadece prenses idiler. Şehzadenin 4’ten fazla zevcesi olmazdı. Olursa, alelade cariye sayılır, protokole giremezdi.

Padişah zevcleri ölen kadınefendi ve ıkballer, çocukları ile otururlardı. Asla yeni padişahın hareminde oturamazlardı. Evli sultan kızları varsa, onların sarayına, yahut oğulları şehzadelerin yanına gider, çocuksuz iseler, Bayezid’deki Eski Saray’da kendilerine daire tahsis edilir veya ayrıca kendilerine bir saray veya konak verilirdi.

Kaynak: Tarih Ders Notları, Yılmaz Öztuna – Osmanlı Devleti Tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir