Osmanlı Devleti’nin Siyasi Varlığına Yönelik Tehditler

XIX. yüzyıl başında Osmanlı Devleti, toprak bakımından dünyanın en büyük devletleri arasında yer almaktaydı. Bu geniş sınırlar içinde uzanan toprak ve denizlerin kapladığı alan yaklaşık dört milyon kilometre kareydi. Devletin nüfusu ise yirmi milyon civarındaydı.

1789 Fransız İhtilali ile Avrupa’da bazı değişimler ortaya çıkmıştı. Sınırların yeniden çizildiği Avrupa’da bilim, teknik, politika gibi birçok alanda yeni gelişmeler yaşanmaktaydı. Devletler arası politikada “kendine yeterlilik” ilkesiyle hareket eden Osmanlı Devleti, değişen dünya dengeleri karşısında yeni adımlar atarak gücünü korumaya çalıştı. Bu amaçla XVIII. yüzyılda devlet kurumlarında askerî ve teknik alanlar başta olmak üzere geniş çaplı ıslahatlara girişildi. Batı’nın daha yakından takip edilip yaşanan gelişmelerden haberdar olunması için aynı dönemde Avrupa’da daimî büyükelçilikler açıldı.

XIX. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’daki devletler arası güç dengesinin şartları büyük ölçüde değişmeye başlamıştı. Bu değişim karşısında Osmanlı Devleti dışardan kendisine yönelen tehlikelere karşı, yanına en az bir büyük devleti almak suretiyle siyasi denge meydana getirerek varlığını korumaya çalıştı.

Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılda denge stratejisine yönelerek sorunların çözümünde diplomasi yöntemini tercih etti. XIX. yüzyılda Avrupa’nın siyasetine İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya yön vermekteydi. Almanya ve İtalya ise XIX. yüzyıl sonlarında siyasi birliklerini tamamlayıp tarih sahnesine çıktı.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti ve Avrupa siyasi haritası

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti ve Avrupa siyasi haritası

Bu yüzyılda Osmanlı Devleti’nin güç kaybını fırsat bilen Avrupalı büyük güçler Osmanlı Devleti üzerinde nüfuz kurmaya çalışmıştı. Sanayi İnkılabı ile birlikte gelişen yeni sömürgecilik anlayışı beraberinde ham madde ve pazar arayışını getirdi. Bu amaçla hareket eden Avrupalı devletler Asya, Avrupa ve Afrika kıtasında milyonlarca kilometrekare toprağa sahip Osmanlı Devleti’ni parçalama planlarını devreye koydular.

Avrupalıların bu planının gerçekleşmesinin yolu Osmanlı Devleti’ni parçalamaktan geçiyordu. Büyük güçlerin, Osmanlı Devleti’ni parçalama girişimlerinin altında yatan asıl neden, devletin zengin doğal kaynaklarına sahip olmaktı.

Fransız İhtilali’nin (1789) etkisiyle Avrupa’dan dünyaya yayılan milliyetçilik akımı büyük imparatorlukların yapısını bozmaya başlamıştı. İhtilal sonrası Fransa, Avrupa’da monarşi ile yönetilen ülkelerin hedefi hâline geldi. Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik ve ulus devletanlayışının ülkelerine yayılmasından çekinen devletler bir araya gelerek Fransa’ya karşı savaş başlattılar.

On beş yıla yayılan ve Napolyon Savaşları olarak adlandırılan savaşlarla Avrupa’nın siyasi dengesi alt üst olmuştu. Fransa, Napolyon’un komuta ettiği ordularla Avrupa’da elde ettiği başarılar sonucunda Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirdi. Bu dönemde Avrupa’da uzun süreli savaşlar Fransa’nın yenilmesiyle son buldu. Bozulan dengelerin yeniden kurulmasını amaçlayan Rusya, Avusturya ve Prusya’nın öncülüğünde İngiltere’nin de katılımıyla monarşi yönetimleri Viyana’da bir araya geldi. Fransa girdiği savaşlardan yenik çıkmasına rağmen kongreye davet edildi.

Klemens Von Metternich (temsilî)

Klemens Von Metternich (temsilî)

Viyana Kongresi (1815) Fransa’nın katılımıyla daha da önemli hâle geldi. Avusturya’yı temsil eden Metternich (Meternik), kongreye damgasını vuran diplomatlar arasında yer aldı. Metternich, Viyana Kongresi’nden itibaren XIX. yüzyılın büyük bir kısmında milletlerarası politikada başrolü oynayacaktır. Viyana Kongresi’nde mutlak krallıklarla yönetilen devletler, milliyetçilik akımına karşı birlikte hareket etme kararı aldı. Napolyon Bonapart’ın bozduğu Avrupa siyasi dengesi yeniden kuruldu. Avrupalı devletler kongrede, Osmanlı Devleti’nin geleceğine yönelik bazı konuları da ele alıp karara bağladılar.

1815’te Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen bu kongrede ortaya konan düşünceler, Avrupalı büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ne karşı yürütecekleri siyaseti belirledi. Viyana Kongresi’nde görüşülen konulardan biri de Şark Meselesi’dir. Doğu Sorunu olarak da adlandırılan Şark Meselesi, politik bir terimdir. Bu terim ilk defa 1815’te Viyana Kongresi’nde kullanıldı. Şark Meselesi, Avrupa devletlerinin XIX. yüzyıl ve sonrasında Osmanlı Devleti’ne karşı yürütecekleri siyaseti ifade eden bir kavramdır. Viyana Kongresi sonucunda Avrupalı devletler, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar, Karadeniz kıyıları ile Orta Doğu’daki toprakları üzerinde güç sahibi olma amacıyla kendi aralarında kıyasıya bir mücadeleye girdiler.

Türkleri Anadolu’dan çıkarmayı amaçlayan Şark Meselesi’ni iki kısımda incelemek mümkündür. Amacı Türkleri Anadolu’dan ve Balkanlar’dan çıkarmak olan Şark Meselesi’nin iki aşaması vardır. Bu meselenin birinci aşaması 1071-1683 arası dönemde Avrupa savunma, Türkler taarruz hâlindedir. Türkler, 1071’de Anadolu’ya girdi ve Rumeli’ye geçti, Balkanlar’ı tamamen zapt ederek Viyana kapılarına kadar ilerledi. 1683’de Türklerin Viyana’da yenilgiye uğramaları ile Şark Meselesi’nin ilk aşaması bitti.

Şark Meselesi’nin ikinci aşamasında Avrupalı devletler Balkanlar’daki Hristiyan halkları Osmanlı hâkimiyetinden çıkarmayı hedefledi. Bu amaç doğrultusunda Sırplar, Rumlar ve Bulgarlar başta olmak üzere Osmanlı egemenliğinde yaşayan diğer gayrimüslim halklar isyana teşvik edildi. Avrupalı devletler azınlık isyanlarının başarıya ulaşmadığı durumlarda azınlıkların lehine Osmanlı Devleti’ne baskı uyguladılar. XIX. yüzyıldan itibaren hız kazanan Şark Meselesi kapsamında Türkleri Balkanlar’dan çıkarmak İstanbul’u geri alma düşüncesiyle hareket edildi. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan azınlıklarına önce özerklik verilmesi daha sonra da onların bağımsızlığa kavuşturulması hedeflendi.

Rusya, Şark Meselesi’nde Osmanlı Devleti’nin jeopolitik öneme sahip topraklarından en büyük payı almaya çalıştı. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Rusya’nın planı ete kemiğe büründü. Çarlık Rusyası, İstanbul’da daimî elçilik açma, Hristiyan Ortodoks mezhebini himaye etme, Boğazlarda serbestçe geçme haklarını elde etti. Bu durum Avrupalı büyük devletleri fazlasıyla rahatsız etmişti. Ayrıca Karadeniz kıyılarından güneye doğru sarkan Rusya, bir yandan Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’yu diğer yandan Balkanlar üzerinden Osmanlı Devleti’nin başkentini ele geçirmeyi hedefledi.

Avrupalı büyük devletler, bazen aralarında anlaşsalar da genellikle rakiplerinin Osmanlı topraklarından tek başına istifade etmelerine engel oldular. Bu amaçla Batılı güçler Osmanlı Devleti ile birlikte hareket ettiler veya Osmanlı Devleti’ne yardım ederek kendi çıkarlarını korumayı tercih ettiler. Osmanlı Devleti bu devletlerden biri yahut birkaçıyla diğerinin aleyhinde ittifak kurarak denge stratejisini uygulamaya başladı.

XIX. yüzyıla girildiğinde Avrupalı büyük güçler Şark Meselesi ekseninde Osmanlı Devleti’ne karşı işgalci faaliyetlerine devam ettiler. Rusya, İstanbul’a ulaşmaya çalışırken Fransa ise Osmanlı toprağı olan Mısır ve Cezayir’e saldırdı. Avrupalı devletler, Balkanlar’da Sırpların isyan çıkarmasına öncülük ederken Yunanlara devlet kurma yolunu açtılar.

Bilgi Notu:

Politika: Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünüdür. Siyasettir.

Diplomasi: Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü ya da yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir