Osmanlı Şehirlerinde Yaşam

Şehirlerdeki mahalle halkı; cami ve mescitlerin dışında kahvehane, bozahane gibi mekânlarda veya düzenlenen panayır ve şenliklerde bir araya gelmiştir.

Türk toplumunda kaynaştırıcı bir özelliğe sahip olan bu mekân ve faaliyetler, bireyler arasında sosyal bağların güçlenmesinde, geleneklerin sürdürülmesinde ve inançların tazelenmesinde etkili olmuştur.

Eğlence kültürünün bir parçası olan düğünler, insanların güzel zaman geçirdikleri şenliklere dönüşmüştür. Toplumun her sınıfından insanların katıldığı en görkemli şenlikler ise şehzadelerin sünnet törenleridir.

Osmanlı sultanlarının komşu ya da rakip beyliklerden kız alarak yaptıkları padişah düğünleri ise XV. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. II. Mehmet’in Dulkadiroğulları’ndan Sitti Hatun’la düğün töreni üç aydan fazla sürmüştür.

Şehzadelerin sünnet töreni (Minyatür)

Şehzadelerin sünnet töreni (Minyatür)

Şenlikler ile ilgili ayrıntılı bilgileri surnamelerden almaktayız. “Sur” sözcüğü; düğün, ziyafet, şehrayin, şenlik anlamlarına gelir. “Name” sözcüğü de mektup, risale, kitap gibi anlamlar taşır. Düğün, şenlik, ziyafet ve benzeri konularda yazılan eserlere bu iki sözcüğün birleşmesinden meydana gelen “surname” adı verilmiştir.

Halk için bir rahatlama aracı olan şenliklerde sergilenen zenginlik ve ihtişam ile halkın ve davet edilen yabancı devlet adamlarının etkilenmesi de amaçlanmıştır. Şenlik için yapılan harcamalar ülkedeki ticari hayatta geçici de olsa bir hareketlilik yaşanmasını sağlamıştır. Şenliklerde alaylar düzenleyen esnaf loncaları, araba üstünde ya da sırtta taşınan canlı sahneler hazırlayarak mallarını hem halka hem de yabancı konuklara sergileme şansı bulmuştur. Bu şekilde şenlikler bir tür panayır ve fuar görevini üstlenmiş ve üretilen malların iç ve dış pazara tanıtılmasıyla ekonomik hareketliliğe katkı sağlamıştır.

1582 yılında III. Murad’ın şehzadesi Mehmet için düzenlediği sünnet töreni birçok açıdan farklıdır. Fransa, Venedik, Raguza, Transilvanya, Moldova elçileri gibi misafirler de bu törene katılmış ve tören 52 gün sürmüştür. Düğün hazırlıkları için Mısır’dan şeker, Hindistan’dan çeşitli baharatlar ve Halep’ten kumaşlar getirtilmiştir. Ayrıca misafirlere pilav dağıtımı için 1 500 bakır sini döktürülmüştür.

Osmanlı toplumu için dinî törenler, insanların kaynaştığı bir diğer etkinlik türüdür. Özellikle Ramazan ayı içinde yapılan törenler halk için farklı bir anlam ifade ederdi. Ramazan ayı için hazırlıklar önceden başlar, bu ay için bazı tedbirler alınırdı. İstanbul’dan yola çıkan “Surre Alayı”nı devlet erkânı ile birlikte büyük bir kalabalık uğurlardı.

Surre Alayı (Temsilî)

Surre Alayı (Temsilî)

Hac münasebetiyle kutsal topraklara gönderilen hediyelerin bulunduğu bu alayın yola çıkışı, Ramazan ayını müjdeleyen önemli bir törendi. Bunun yanında “Hırka-i Saadet” merasimi, Osmanlı sarayının Ramazan ayına mahsus önemli etkinliklerindendi. İstanbul’da Şehzadebaşı ve Fatih Camisi arasında teravih namazlarından sonra birtakım eğlenceler tertip edilirdi. Tophane’de top atılması, limandaki gemilerin düdüklerini öttürmesi, kubbeler üzerinde ve minareler arasında kandillerle ışık gösterileri yapılması ve mahyalar hazırlanması, panayırlar kurulması, Hacivat ve Karagöz oyunları gibi etkinlikler Ramazan ayı eğlencelerindendi.

Osmanlı’da toplumun yoğun olarak yaşadığı ev, cami ve çarşı üçgenine kahvehanelerin açılması ile yeni bir mekân eklenmiştir. İsminden hareketle kahvehane “kahve evi” anlamına gelmektedir. İstanbul’da ilk kahvehaneler 1554 yılında Tahtakale’de açılmış daha sonra insanların gittiği her yere yayılmıştır. Kahvehaneler, insanların sadece kahve içtiği bir ortam olmaktan ziyade zamanla sosyalleşme ihtiyacına hizmet eden mekân hâline gelmiştir. Her mahallede açılan kahvehaneler, mahalle ile ilgili kararların alındığı merkezler hâline gelmiştir.

Kahvehaneler (Temsilî)

Kahvehaneler (Temsilî)

İstanbul’da zamanla mahalle kahvehaneleri yeterli görülmemiş, çeşitli meslek ve sanat erbaplarının kahvehaneleri de açılmıştır. Esnaf kahvehaneleri, yeniçeri kahvehaneleri, tulumbacı kahvehaneleri, âşık kahvehaneleri bu türden kahvehanelerdir. Bu mekânlar çeşitli meslek ve rütbelerden kişilerin toplanıp tartıştıkları, kitaplar okudukları ve eğlendikleri yerler bir nevi kıraathaneler hâline gelmiştir. Mevlânâ’nın Mesnevi’si, Yunus Emre Divanı, Taberi Tarihi gibi edebiyat, tarih ve din konulu kitaplar önce cami ve tekkelerde daha sonra da kahvehanelerde okunmuş ve çoğunluğu okuryazar olmayan topluluklar tarafından dinlenmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir