Osmanlıda Merkezi Yönetim Sistemi

Merkezi Yönetim Örgütü

İlk Osmanlı yönetim sistemi, kuruluşunda rol oynayan etmenlerden ötürü bir teokratik monarşi biçiminde belirmiştir. Buna göre, yönetim egemenlik hakkını Tanrıdan aldığı varsayılan padişahın mutlak otoritesine dayanmıştır.

Yalına indirgenmiş olan bu yönetim sisteminde, kuvvetler ayrımı söz konusu olmadığı gibi, gerçek anlamıyla görev aldığı da yoktur. Devletin yürütme, yasama ve yargı yetkileri doğrudan ya da dolayı olarak tek elde toplanmıştır. Öte yandan, askeri bir örgütlenme gösteren Osmanlı toplumunda, yönetim görevleri askerlik görevlerinden ayrılmış değildir. Kısacası Osmanlıda yönetim sistemi, bir tür tek organlı örgüt temeline dayanmıştır.

Ancak Osmanlı toplumu örgütlenmesini geliştirdikçe giderek etkinlik ve ilgi alanı genişleyen devlet içinde bir işlev ayrımı belirmiştir. Bu ayrıma göre Osmanlı yönetim örgütünün belli başlı ögeleri, Padişah, Padişah Yardımcıları ve Divan‘dır.

Padişah

Padişah, tek ve mutlak kişisel otorite ve devletin başıdır. Tüm kamu güçleri ve egemenlik yetkileri padişahta toplanmıştır. Padişahlık, önce babadan oğula, giderek hanedanın en yaşlı erkeğine geçen bir konumdur. Monarşinin teokratik niteliği gereği padişahın görevi, şeriatı (Tanrı hukukunu) uygulamak ve İslam ilkelerinin geçerliliğini sağlamaktır.

Osmanlı Devleti Kurucusu Osman Gazi

Osmanlı Devleti Kurucusu Osman Gazi

Padişah şeriat hükümlerini uygulamakla yükümlü olduğuna göre, kurumsal olarak, otoritesini kullanırken kendisi de bu üstün kurallara uymak zorundadır. Ancak bu kuramsal yükümlülüğe bakarak, Osmanlı sultanı’nın otoritesinin sınırlı, eylem özgürlüğünün kısıtlı olduğu sonucuna varmak yanıltıcıdır. Gerçekte, padişahın şeriata göre davranıp davranmadığını denetleyecek hiçbir kurum ya da organ yoktur. İslam öğretisine göre bu alanda sultan ancak Tanrıya karşı sorumludur.

Osmanlı padişahlarının egemenliği Tanrı isteminin ürünü sayılmıştır. Buna göre otoritesi Tanrısal bir kaynağa dayanan padişah yürütme gücünü ilkece elinde bulundurduğu gibi, yasama yetkisinin de sahibidir. Din kurallarına uygun olması durumunda padişah sözünün yasal bir geçerliliği vardır. Şeriat (İslam hukuku)’ın kamu hukuku, özellikle de kamu yönetimi alanında ayrıntılı hükümler getirmemiş olması, Osmanlı sultanlarına bu alanda çeşitli kural ve yasalar koyma olanağı vermiştir.

Özellikle şeri konular dışındaki düzenlemeler padişah fermanlarıyla olmuştur. Gerçi padişah kararlarının şeriata uygunluğunu sağlamak üzere biçimsel olarak Şeyhülislam fetvası aranmışsa da, bu en yüksek din görevlisinin padişah tarafından atanıp görevden alınabilmesi nedeniyle söz konusu denetim uygulamada işlerlik kazanamamıştır.

Öte yandan, yargı yetkisinin de dolaylı olarak padişahın elinde bulunduğu açıktır. Merkezde Veziriazam ve Kazaskerlerin, taşrada Beylerbeyinin padişahın temsilcileri olarak onun adına yüksek yargı yetkisine sahip olmaları özellikle şeri yargı işlerine bakan kadı ve müftülerin merkezden atanan birer görevli durumunda bulunmaları nedeniyle, yargı organı da padişah istemine bağımlıdır.

Kısacası padişah, koşulsuz-kuralsız boyun eğilen bir otoritedir. Sultanlar, tekellerindeki iktidarı kullanırken giderek genişleyen ve çeşitlenen bir yardımcı ekipten yararlanmışlardır. Padişahın yetki vererek görevlendirdiği kişi ve organlarla yönetim örgütü zamanla geliştirilmiştir. Bu örgütün merkez kesimi şu ögelerden oluşmaktadır:

Veziriazam ya da Sadrazam

Osmanlı yönetim örgütünde padişahın baş yardımcısı veziriazamdır. Kökence yardımcı anlamına gelen “vezir“, Osmanlı İmparatorluğu’nda en yüksek rütbeli asker ve yönetici kişidir. Başlangıçta tek bir vezir varken, devletin gelişmesiyle vezir sayısı da artmış ve aralarındaki biri baş vezir sayılarak önce veziriazam, sonra da sadrazam olarak adlandırılmıştır. Doğrudan padişah tarafından atanan ve görevden alınan veziriazam, onu temsil eden ve onun adına tüm devlet işlerini yürüten tam yetkili vekili ve en yüksek görevlidir. “Buyrultu” denilen veziriazam kararlarının -padişah fermanları gibi- yasal geçerliliği vardır.

Ancak Osmanlı yönetim sisteminde, veziriazamın sultanın otoritesine rakip olmasını engelleyecek çeşitli önlemler alınmıştır. Padişah, önce yeniçeri ağası, defterdar ve kazasker gibi kimi önemli görevlileri doğrudan kendisine bağımlı ve sorumlu tutmuştur. Ayrıca, veziriazam, vezir, kazasker, şeyhülislam ve beylerbeyi gibi yüksek yöneticileri sultanın onayına almadan doğrudan atama yetkisi verilmediği gibi, geliri 6 binin üzerinde tımarları yine  padişahın izni olmadan verme yetkisi de tanınmamıştır. Bu nedenle, Osmanlı kamu yönetimi, bir tür dağılmış otorite sistemi olarak belirmiş ve bu özelliğiyle sultanın merkezi otoritesini uzun süre koruyabilmesine olanak sağlanmıştır.

Şeyhülislam

Padişahın din işlerindeki yardımcısıysa şeriatın koruyucusu ve yorumlayıcısı olan şehülislamdır. Yine padişah tarafından atanan şeyhülislam, fetvalarıyla devlet işlerinin din ilkelerine uygun olarak yürütülmesinden sorumludur.

Din, öğretim ve yargı işlerini gören tüm örgüt ve kuruluşlar Şeyhülislam’a bağlıdır.

Osmanlı yönetim örgütünün belli başlı öteki ögeleriyse, Kubbealtı vezirlerinin yanı sıra, özellikle askeri yargı  işlerine bakan kazasker, padişah fermanları ve töresel kuralların hazırlanma, yazım ve kayıt işlerini yürüten nişancı, mali işlerden sorumlu olan defterdar, Divan kayıtlarını tuttuğu gibi, çeviri işlerini yapan ve giderek dış işlerine bakan reisülküttap‘la yeniçeri ocağını yöneten ve kolluk görevi yapan yeniçeri ağası‘dır. 16. yüzyıl ortalarından başlayarak Osmanlı deniz egemenliğinin kurulmasından sonra görevlendirilen kaptan paşa (kaptanıderya) da bu yüksek yöneticiler arasında yer almıştır.

Divan (Devlet Kurulu)

Merkezi yönetimde bulunan görevlilerin belli zamanlarda “Padişah” ya da “Veziriazam”ın başkanlığında toplanmasıyla oluşan ve “Divanı Hümayun” adını taşıyan Osmanlı yönetim sisteminde önemli bir yeri vardır.

Divan Kurulu (Temsili)

Divan Kurulu (Temsili)

Osmanlı Devletinde Divan Kurulu hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir