Sultan II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesi

Hareket Ordusu’nun 15 Nisan 1909 tarihinde isyanı bastırması sonucunda Sultan II. Abdülhamid‘in hal edilmesi meselesi gündeme geldi.

İttihatçılar, Sultan’ı 31 Mart Hadisesinin azmettiricisi olarak değerlendirmekteydi. Sultan II. Abdülhamit’in aslen isyana dahil olup olmaması, Cemiyet nazarında pek de mühim teşkil etmemekteydi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin asıl niyeti Meşrutiyeti ilan etmekle beraber Sultan’ı da tahtan etmekti. Cemiyet, Padişah’ın iktidar gücünü kısıtlamış olsa da Sultan II. Abdülhamit hala Cemiyet için büyük bir tehditti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne göre Sultan II. Abdülhamit tahtta kaldığı müddetçe hiçbir şey mümkün olmayacaktı.

Hareket Ordusu, Yeşilköy’de yaptığı açıklamada, İstanbul’da asayişi yeniden tesis ederek suçluları cezalandırmak istediklerini bildirmekteydi. Olaylara karışmış olan liberal ve muhafazakar isimler, misilleme tehdidi nedeniyle şehri terk etmeye başladı. Pek çok milletvekili de Hareket Ordusu saflarına katılırken 21 Nisan günü, Ahmet Rıza önderliğindeki yaklaşık yüz mebus, Meclisi Mebussan ile Ayan Meclisi’ni Yeşilköy’e nakletti.

Sultan Abdülhamid

Sultan Abdülhamid

II. Abdülhamit’in Hal Edilmesi Mecliste

Sultan II. Abdülhamit‘in desteğiyle yükselen ve onun hürmetleriyle ciddi bir mal varlığına sahip olan Küçük Sait Paşa, istikbalin Sultan II. Abdülhamit’te değil İttihatçılarda olduğu düşüncesiyle yeni yönetimde kendi yerini korumak için başkanı olduğu Meclis-i Milli’de hal kararını bir an evvel almak ve İttihatçıların gözüne girmek adına Meclis-i Milli’yi birleştirme kararı aldı.

Ertesi gün yaklaşık 240 vekil ve 34 ayan Yeşilköy Yat Kulübünde toplanarak II. Abdülhamit’in hal edilmesi ve yerine V. Mehmet Reşat’ın tahta geçirilmesi hususunda tartışmalara başladı. Mahmut Şevket paşa Yat Kulübüne gelerek tartışmalara son verdi. Mahmut Şevket Paşa’nın nazarında askerler, Sultan II. Abdülhamit’in hal edileceğini öğrenirlerse isyanın önünü almak imkansızdı.

Hareket Ordusunun İstanbul’a girmesinin ardından Sultan II. Abdülhamit’in kızı, Sultan’ın vaziyetini anlatarak; Sultan’ın son derece üzgün, kederle omuzları çökmüş bir halde ve bezgin göründüğünü ifade ederken onu hiç bu kadar üzgün ve bitkin görmediğini, tüm sevincinin uçup gittiğini dile getirmiş babasının şu acı tespiti yaptığını da eklemiştir:”Düşmanlarımın muradı oldu.”

Saray Ahalisinin Kaçışı

Sultan II. Abdülhamid, Hareket Ordusunun İstanbul’a geldiğini duyunca Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa ve Harbiye Nazırının aracılığıyla kan dökülmesine engel olmaya çalıştı. Sultan, Saray muhafızlarını silahlarını bırakmaları için ikna etmeye çabalarken 24 Nisan Cumartesi günü Selanik’ten gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nın çevresini kuşattı. Bu esnada İstanbul’dan gelen top sesleri Saray ahalisini korkutmuş ve ahali, sarayı boşaltmaya başlamıştı. Gece bekçilerinden bahçıvanlara, hizmetçilerden, Sultan’ı korumakla mükellef 2. Orduya kadar tüm saray ahalisi kaçıyor ve teslim oluyordu.

Geriye yalnızca yaklaşık 30 muhafızdan başka kimse kalmamıştı Ayşe Osmanoğlu, bu durumu anlatırken: “Saray’da kadınlardan başka kimse kalmadı” ifadesini kullanmıştır.

Sultan II. Abdülhamit’in Durumu Mecliste Değerlendirildi

Asayiş tam manasıyla tesis edildikten sonra 26 Nisan günü, Mebuslar ve Ayanlar İstanbul’da Mebussan Meclisi’nde toplandı. Ertesi gün 240 mebus ve 34 ayandan oluşan Meclis, Sultan II. Abdülhamit’in durumunu kararlaştırmak için gizli bir oturum gerçekleştirdi. Bazı ayan ve mebuslar hal kararını vermekte tereddüt yaşıyorlardı. Çünkü Sultan II. Abdülhamit’in olaylara karışması hususuyla alakalı doğrudan bir delil mevcut değildi.

Kanun-i Esasi’nin 5. Maddesi uyarınca Padişah, sorumluluktan muaf ve kutsal sayılıyordu. Osmanlı Devleti devlet geleneklerine göre kurallara uygun bir hal için fetva emininin yazısı ve Şeyhülislam’ın mühürlenmiş bir fetvası gerekmekteydi. Ancak her iki vazifedar da çeşitli bahaneler ileri sürerek bu kararı almak istemiyordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti, hal kararını almakta son derece kararlıydı. Meclis ikinci reisi ve cemiyet merkez komite üyesi Talat Bey, onları ikna ederek meclise gelmelerini sağladı. Hâlihazırda bir fetva taslağı bulunuyordu. Sultan II. Abdülhamit’i hal ederek tahttan indirme ve çekilmesini sağlama hakkı meclise bırakılmış oldu.

Hal Karar Heyeti: “Bir Türk, Bir Arnavut, Bir Ermeni, Bir Yahudi”

Oylama işlemine geçildiği esnada, meclis hal edilsin sesleriyle yankılanıyorken sonunda hal kararı ittifakla onaylandı.

Bu kararı Sultan II. Abdülhamid’e tebliğ etmek için Meclis-i Ayan üyelerinden eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani Paşa, Ermeni Aram Efendi, ve Türk-Müslüman düşmanlığıyla tanınmış Selanik Mebusu Siyonist Yahudi Emanuel Karasu’dan oluşan bir heyet teşkil edilmişti.

Sultan II. Abdülhamit, Hal Karar Heyeti’ni Küçük Mabeyn Köşkü’nde kabul etti. Arif Hikmet Paşa, Sultan’a fetvayı okuduktan sonra II. Abdülhamit: ” Hüküm Allah’ındır. Bu işi ben yapmadım. Sebep olanları millet arasın bulsun. Yalnız bir ricam var o da hayatımın Çırağan Sarayı’nda muhafaza edilmesidir.” dedi. Fakat Cemiyet, Sultan’ı daha sıkı kontrol edebileceği bir yer olan Selanik’e sürme kararı aldı.

Hal Karar Heyeti, İttihatçı görüşe sahip olan isimlerce dahi “azim bir hata-yı siyasi” yani affedilemez bir hata ve silinmez bir leke olarak değerlendirilen bu kararı Sultan’a bildirirken: “Millet seni azletti” diyerek 32 sene, 7 ay, 27 gün süren saltanatının son bulduğunu tebliğ etmişti. Ardından II. Abdülhamit, 28 Nisan 1909 tarihinde Yıldız Sarayı’ndan alınarak Sirkeci Garı’na getirildi ve oradan da bir trene bindirilerek Selanik’teki Alatini Köşkü’ne gönderildi.

Balkan savaşı çıkıp Selanik’in düşeceği anlaşılınca İstanbul’a getirildi ve II. Abdülhamit 10 Şubat 1918’de vefat etti.

II. Abdülhamit (temsilî)

II. Abdülhamit (temsilî)

Sultan’ın İstanbul’dan ayrılmasının ardından Yıldız Sarayı’nın her köşesi İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından didik didik aranmış ve tüm darbelerde görüldüğü gibi ekonomik bir yağmaya teslim edilmişti. Bu sebeple Saray ilk kez tüm detaylarıyla ulusal ve uluslararası basına açılmıştı.

Sultan II. Abdülhamit’in otuz üç yıllık arşivini bilhassa da “jurnalleri” araştırmak için bir tetkik komisyonu oluşturulmuş ve bunların pek çoğu Enver Paşa’nın emriyle bugün İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edilmiş olan Harbiye Nezareti bahçesinde yakılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir