Trablusgarp Savaşı ve Trablusgarp Savaşını Hazırlayan Etkenler

Millî birliğini sağladıktan sonra diğer Avrupa devletlerinin gerçekleştirmiş olduğu sömürgecilik faaliyetlerinden geri kalmak istemeyen İtalya, sömürge alanı olarak Tunus’u kendisine seçmişse de İngiltere ve Almanya’nın Tunus’u Fransa’ya ‘bahşetmeleri’ neticesinde Fransa’ya karşı mücadele edebilecek kadar güçlü olmayınca kısa süreliğine sömürgecilik faaliyetlerinden ‘mahrum’ kalmıştır.

Bir müddet Tunus’u alabilme umudu taşıyan İtalya 1881 yılında Fransa’nın Tunus’u işgal etmesinin ardından yeni sömürge alanı olarak seçtiği Habeşistan’dan 1896 yılında imzalanan bir anlaşma neticesinde de geri dönmek zorunda kalınca bölgede sömürgecilik alanında yeni bir güç merkezi olma düşüncesi ile Afrika’nın kuzeyindeki bir diğer Osmanlı toprağı olan Trablusgarp ve Bingazi’ye yönelmiştir.

Özellikle bu tarihten sonra Fransa ve İngiltere’nin Afrika’nın kuzeyindeki faaliyetlerine karşı güvence olarak dâhil olduğu Üçlü İttifak içerisinde de kendisinin bu bölgeler ile ilgili emellerini müttefiklerine kabul ettirmeye çalışan İtalya bunda da başarılı olmuştur. Bu bağlamda Üçlü İttifak’ın yenileneceği 1887 yılındaki görüşmelerde İtalya, müttefiklerinden sadece Almanya’dan Fransa’ya karşı Kuzey Afrika’da gerçekleştireceği bir faaliyette destek sağlamıştı.

İtalya diğer taraftan sömürgecilik politikalarını gerçekleştirmek için diğer ülkeler ile de irtibat halinde idi. 1900 yılı Aralık ayında Fransa ile bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre Fransa İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki, İtalya da Fransa’nın Fas üzerindeki emellerini karşılıklı olarak tanımaktaydılar. Bunun ardından İtalya Üçlü İttifak’ın tekrar yenileneceği 1902 yılındaki görüşmelerde bu defa 1887 yenilemesinde İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki emellerini tanımayan Avusturya-Macaristan’ın da bu İtalyan emellerini tanımasını sağlamıştır.

Trablusgarp Savaşı

Trablusgarp Savaşı

Üçlü İttifak’ın Haziran ayındaki yenileme anlaşmasından sonra İtalya ve Fransa gizli bir anlaşma yaparak herhangi bir saldırıya maruz kalmaları halinde tarafsız kalacaklarını taahhüt ediyorlardı. Görüldüğü gibi İtalya kendi sömürge politikalarını sağlama alabilmek için birkaç ay öncesinde kendisini bağlı kıldığı bir anlaşmanın ruhuna aykırı faaliyetlerde bulunmaktan hiç çekinmemektedir. İtalya bundan sonra da gerektiği noktalarda müttefiklerinin karşısında yer almaya başlamıştır. Bir taraftan Fransa ve İngiltere ile iyi ilişkiler içinde bulunmaya çalışan Üçlü İttifak üyesi İtalya, diğer taraftan da bu ittifakın üyesi olan Avusturya-Macaristan ile arasının bozulmasına neden olabilecek faaliyetlerde bulunmaya ve Adriyatik ve Arnavutluk üzerinde irredendist politikalar uygulamaya başlamıştır. Bunun haricinde 1906 yılında Almanya ile Fransa arasında vuku bulan Fas Krizi sırasında İtalya, müttefiki Almanya’yı hiçbir surette desteklememiştir.

1908 yılına gelindiğinde İtalya Trablusgarp üzerindeki emellerini yapmış olduğu açık veya gizli anlaşmalar ile çoğu Avrupa devletine kabul ettirmiş bulunmaktaydı. 1908 yılı içerisinde Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi Adriyatik’i kendi denizi olarak gören İtalya’nın tepkisine sebep olmuştur. Bunun sonrasında Avusturya-Macaristan’ın Balkanlar’daki faaliyetlerinden rahatsız olacağını düşündüğü Rusya ile irtibata geçen İtalya Rusya ile 24 Ekim 1909’da Racconigi Antlaşmasını imzalamıştır. Buna göre; Balkanlarda mevcut durum korunacak, taraflardan birisi Avusturya-Macaristan ile bir anlaşma yapacak olursa bu ancak diğer tarafın da katılımı ile olacak ve İtalya Rusya’nın Türk Boğazları’ndaki menfaatlerini, Rusya da İtalya’nın Trablusgarp’taki menfaatlerini tanıyacaktı. Racconigi Antlaşması ile İtalya Trablusgarp üzerindeki emellerini son büyük devlet olan Rusya’ya da kabul ettirmiş olmaktadır.

İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki emellerini Rusya’ya da kabul ettirmesinin ardından artık İtalya uygun zamanı kollamaya başlamıştır. Bu noktaya gelinceye kadar İtalya’nın Avrupa siyasî dengelerini çok iyi takip ettiğini; genelde sadece kendi sömürgecilik faaliyetlerini gerçekleştirmek için uğraş verdiğini, Avrupa’nın güçlü devletlerinin mücadelelerine pek müdahalede bulunmadığını ve sömürgecilik faaliyetleri için yeri geldiğinde hiç çekinmeden zıt kutuplar içerisinde yer alabildiğini görmekteyiz. Belirtildiği gibi bundan sonra İtalya, Trablusgarp hareketi için fırsat kollamaya ve resmen gün saymaya başlamıştır. Nihayetinde İtalya o fırsatın 1911 Eylül ayı olduğuna kanaat getirmiş ve Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir.

Trablusgarp Savaşını Hazırlayan Etkenler

1510 yılında İspanyol işgaline uğrayan ve 1523 yılında da Saint Jean Şövalyeleri’nin eline geçen Trablusgarp 1551 yılında Osmanlı topraklarına dâhil edilmiştir. Bundan sonraki süreçte Trablusgarp Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki faaliyetlerinde bir merkez haline gelmiştir.

Akdeniz’in bir Türk gölü haline gelmesi sürecinde çok büyük öneme sahip Trablusgarp valiliğine 1712 yılında burada görev yapan yeniçerilerin oluşturduğu kuloğullarına mensup Karamanlı Sülalesinden olan Ahmet Bey’in gelmesi ile birlikte Trablusgarp Osmanlı merkezî yönetimi ile idarî bağlarını iyice zayıflatmış ve Akdeniz üzerinde zaman zaman korsanlık faaliyetlerinde bulunmaya başlamıştır. 1830 yılında Cezayir’in Fransa tarafından işgal edilmesinin ardından benzerî bir durumun Trablusgarp için de olabileceği korkusu ile Osmanlı yönetimi harekete geçmiş ve Trablusgarp’a kuvvet göndererek Karamanlı sülalesinin merkezî yönetimden ayrı ve keyfî yönetimine son vermiştir. Bundan sonra Trablusgarp valileri eskiden olduğu gibi doğrudan İstanbul’dan atanmaya başlamış ve atanan valiler Trablusgarp üzerinden Afrika içlerine doğru Osmanlı hâkimiyetinin genişlemesi için uğraş vermişlerdir.

Özellikle 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın Osmanlı açısından büyük bir hezimet olması Osmanlı toprakları üzerinde gözü olan devletleri harekete geçirmiştir. Bu devletler arasında yer alan İtalya da kendisi için uygun gördüğü Tunus’un Fransa tarafından işgalinden sonra Trablusgarp üzerindeki faaliyetlerini arttırmıştır. Bu bağlamda İtalya Trablusgarp’ta bir deniz yolu acentesi kurmuş, Osmanlı yönetimindeki uzun tartışmaların ardından Banco Di Roma isminde bir banka açmış, gerek bu banka aracılığıyla gerekse de şahsî olarak toprak ve emlak satın almış, İtalyan okulları, hastane, dispanser ve postaneler açmış ve Osmanlı yönetiminin izni ile fosfat ve altın madenlerini arama ve çıkarma yetkisine sahip olmuştur.

Özellikle Trablusgarp ve İstanbul’daki bazı yöneticiler İtalya’yı askerî bir işgal teşebbüsünün masraflarından kurtarmak ve bölgeye İtalya’nın girişini kolaylaştırmak amacıyla Banco Di Roma’nın açıldığını belirterek sert bir şekilde buna karşı çıkmışlardır. Banco Di Roma ile ilgili bir diğer husus da günümüzde cereyan eden savaşların iç yüzleri ile benzerlik göstermektedir. Banka’nın üst düzey yöneticileri arasında o dönem İtalya Dışişleri Bakanı Tittoni’nin kardeşi, siyasetçi, üst düzey bürokratlar ve kiliseye mensup din adamları bulunmakta ve bu kişiler Trablusgarp’ı İtalya için vazgeçilmez bir sömürge alanı olarak gösterip hem siyasî hem dinî hem de ekonomik açıdan kâr elde etme gayreti göstermektedirler. Trablusgarp Savaşı boyunca İtalyan ordusu için açılan ihalelerin hepsini sadece Banco Di Roma kazanmıştır. Yani savaşı çıkartanlar ile savaşın nimetlerinden yararlananlar aynı kişiler olmuşlardır.

Osmanlı Devleti ise daha 1876 yılından itibaren İtalya’nın Trablusgarp’a yönelik girişimlerinden haberdar olmasına rağmen buraya yönelik tedbirleri yeterince almamıştır. 1876 yılında ilk Meclis-i Mebusan’da bazı mebuslar İtalya’nın bu girişimlerine dikkat çekmiş ve acilen tedbir alınmaması halinde Trablusgarp’ın da kaybedileceğini belirtmişlerdir.

II. Abdülhamit İtalyan girişimlerinin bilincinde olarak İtalya’nın girişimlerini klasik ‘denge politikası’ ile bertaraf etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda 1905 yılında İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki bazı imtiyaz taleplerine karşı Fransa’ya başvurarak; bu durumun Fransa için de kötü sonuçlar doğurabileceğini belirtmiş ve Fransa ile bir ittifak kurma çabası içinde bulunmuştur.

II. Abdülhamit İtalya’nın isteklerini Fransa vasıtası ile yok etmek amacındayken Fransa hiç tereddütsüz İtalya’yı desteklemiştir. Bunda şüphesiz İtalya ile Fransa’nın Kuzey Afrika ile ilgili gerçekleştirmiş oldukları anlaşmalarda vardıkları kararlar etkili olmuştur. Bunlardan habersiz Osmanlı yönetimi Trablusgarp limanı inşası ihalesini de yine denge politikası uygulamak adına Fransa’ya vermiş ancak bir sonuç elde edememiştir. Bunun yanında İtalya’nın Bingazi ile ilgili taleplerine karşılık II. Abdülhamit onlara Irak’ta bazı imtiyazlar vermeyi talep etti. Bu noktada Osmanlı Yönetimi’nin İtalya’yı Irak’a yönlendirerek burada Alman ve İngiliz çıkarları ile çatışmasını sağlamaya çalıştığını görmekteyiz. II. Abdülhamit’in bu teklifini çok kurnazca bulduğunu hatıralarında belirten dönemin İtalya Başbakanı Giolitti Almanya ve İngiltere ile çatışmamak için bu teklifi kabul etmediklerini söylemektedir. II. Abdülhamit yönetiminde askerî tedbir olarak da asker mevcudu 20.000’e çıkarılmış ve Kuloğulları teşkilatı yeniden düzenlenerek ihtiyaç halinde 40-50 bin kişilik kuvvet çıkarabilecek hale getirilmiştir. Ayrıca İslamcılık fikrini savunan II. Abdülhamit bölgede yaşayan Müslüman unsurları bir arada tutmaya çalışmıştır. Bölge üzerinde etkin olan Senusilere top, silah ve cephane göndermiştir.

1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra İttihat ve Terakki taraftarı olan Trablusgarp valisi Recep Paşa’nın yerine vekil olan vali halkın büyük tepkisine sebep olmuş ve Recep Paşa ile beraberindeki İttihat ve Terakki grubu üyesi çok sayıda kişi Trablusgarp’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Böylesi bir durumun ortaya çıkmasının ardından olayların yerinde incelenmesi için Erkan-ı Harp Kolağası Mustafa Kemal görevlendirildi. Görevlendirilmenin, İttihat ve Terakki Komitesi Genel Merkezi’nin Selanik’te gerçekleştirdiği bir toplantı esnasında bizzat üyesi olmasına rağmen kendisinden habersiz, emri vaki olarak İstanbul’dan gelen bir mektup aracılığıyla Mustafa Kemal’e tevdi edilmesi gelecek yıllarda ülke müdafaası için beraber hareket edecek olan kadro ile Mustafa Kemal’in fikir ayrılıklarının ilk emareleri olarak kabul edilebilir. Ayaklananlar ve bölgenin ileri gelen şeyhleri ile görüşen M. Kemal halka hitaben yaptığı konuşmalarda din kardeşliğinden bahsederek birlik ve beraberliğin yaratacağı gücün devletin varlığını korumakta kullanılacağına dair söz verdi ve halkı devleti güçlendirmek için işbirliği yapmaya davet etti. Bundan sonra halk ayaklanmayı sona erdirip yeni hükümetin otoritesini kabul etti. Ardından Bingazi’ye geçen M. Kemal burada da halk üzerinde çok büyük etkisi olan Şeyh Mansur’u etkisiz hale getirdikten sonra İstanbul’a dönmüştür. Bundan sonra Trablusgarp ve Bingazi’de İtalya aleyhine propaganda hareketleri gerçekleştirilmiştir.

Meşrutiyet yönetiminin II. Abdülhamit dönemi sadrazamları yerine kendilerine yakın isimleri yönetimin başına getirme istekleri doğrultusunda sadrazamlığa 1909 yılında istifa eden Hüseyin Hilmi Paşa’nın yerine Roma eski elçisi Hakkı Paşa getirilmiştir. Hakkı Paşa’nın İtalya’yı çok iyi tanıyor olmasından dolayı İtalya’ya karşı daha iyi önlemler alabileceği tahmin edilirken Hakkı Paşa da bu konuda bir şey yapamamıştır. Diğer taraftan bu dönem içerisinde Kuloğulları teşkilatı kapatılmış, işgalden birkaç ay önce Yemen’de çıkan isyanları bastırmak için bölgede bulunan askerlerin büyük bir kısmı Yemen’e gönderilmiş ama yerlerine yeni birlikler gönderilmemiş, II. Abdülhamit döneminde bölgedeki yerel güçler için tahsis edilen silahlar işgal başladığı sırada yeni modelleri ile değiştirilmek için İstanbul’a getirilmiş ancak yerlerine yenileri gönderilmemiş, 1910 yılına kadar bölgede görevli subaylar genellikle yerel dilleri bilen ve bölge coğrafyasını çok iyi bilen kişilerden seçiliyorken bu tarihten sonra Türkçe’nin dışında dil bilmeyen ve bölge coğrafyasını hiç tanımayan kişiler görevlendirilmiş, 1907 yılından itibaren Trablusgarp ve civarında ortaya çıkan kıtlık karşısında yüzlerce insan ölmüş ve yüz binden fazla insan da Mısır ve Tunus’a göç etmiş, Osmanlı yönetimi bölgeye yardım kararı almışsa da bu kararın çok küçük bir kısmı gerçekleştirilebilmiş ve bu durum da bölge halkının devlete olan güveninin sarsılmasını ve İtalya’nın da bu durumu istismar etmeye başlamasını beraberinde getirmiştir.

İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeye yönelik faaliyetleri hakkında çeşitli raporlar ve telgraflar Meclis’e ulaştırılmaktaydı. Bu raporlardan bir tanesi de Trablusgarp valisi İbrahim Paşa’ya aitti. Paşa, yönetimin derhal önlemler alması gerektiğini aksi takdirde Trablusgarp’ın kaybedilebileceğini belirtmekte idi. Ayrıca İbrahim Paşa Trablusgarp’taki İtalyan teşebbüslerine de zorluklar çıkartarak sürecin yavaşlamasını sağlamaya çalışıyordu. Bu çerçevede hareket eden İbrahim Paşa Trablusgarp Belediye Başkanı Hassune Paşa’nın da İtalyan Bankası ile İtalya’nın çıkarları doğrultusunda işbirliği içinde olduğunu tespit etmiştir.

İbrahim Paşa’nın Trablusgarp’ta yabancı ülkelerin faaliyetlerine yönelik tavizsiz tutumu karşısında İtalya İbrahim Paşa’nın görevden alınması için yoğun baskılarda bulunmuş ve nihayetinde İbrahim Paşa Ağustos 1911’de görevinden alınmıştır.38 Yerine atanan Bekir Sami Bey ise Trablusgarp’a gitmekte acele etmemiş ve savaş başladığında hâlâ İstanbul’da bulunmaktaydı. Ayrıca hem valilik hem de kumandanlık görevini yürüten İbrahim Paşa’nın görevden alınmasının ardından bir kumandan atanmamasından dolayı Miralay Neşet Bey bu görevi vekâleten yürütmekteydi. Yani Osmanlı yönetimi İtalyan saldırısı öncesi Trablusgarp’ı valisiz, kumandansız ve silahsız bırakmış gibi görünmekteydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir