Yeniçeri Ocağı ve Tımarlı Sipahiler

Osmanlı Devleti, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’daki ekonomik, sosyal ve kültürel yapıyı değiştirmeden korumayı başarmıştır. Bu yapıyı nasıl ve hangi amaçlarla korumaya çalıştığı önemlidir. Bu bölgelerde uygulanan sıkı idari, mali ve sosyal politikalar sayesinde Osmanlı Devleti, tarım ve ticaret faaliyetlerini artırmıştır.

Askerî ve adli kurumlardaki teşkilatlanma da bu doğrultuda geliştirilmiştir. Osmanlı Devleti’nde askerî güç olarak eyalet askerleri ve yeniçeriler etkin bir şekilde kullanılmıştır. Merkezde Kapıkulu askerleri ile eyaletlerde Tımarlı Sipahiler‘den oluşan Osmanlı ordusu, XVI. yüzyılın sonlarına kadar dünyada önemli düzenli ordulardan olmuştur.

Askerî eğitim alarak yetiştirilen Tımarlı Sipahiler hem tarım ekonomisini hem de bölge halkının mal ve can güvenliğini korumuştur. Büyük çoğunluğu İstanbul’da bulunan yeniçeriler ise daha çocuk yaşta başlayan özel bir askerî eğitimle yetiştirilmiş seçkin askerlerden oluşmuştur.

Devletin şehir ve kasabalarında belirli süreler için görevlendirilen yeniçeriler, buralarda halkın can ve mal güvenliğini, sosyal, kültürel ve hukuki haklarını kanunlara göre korumuştur. Böylece şehir ve kasabalarda el sanatları ve ticaret için güven ve barış ortamı sağlamıştır. Tımarlı Sipahiler ise taşradaki köylü, esnaf ve memurun hukuki haklarının korunmasından ve güvenliklerin sağlanmasından sorumludur. Asayiş ve güvenliği sağlamak için birinci derecede sorumlu olan yeniçeriler ve Tımarlı Sipahiler, sahip oldukları askerî, hukuki, idari görev ve yetkileri ile merkezî devletin otoritesini temsil etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde devşirme kökenli askerî sınıf, merkezî otoritenin kurulmasında etkili olmuştur. Bu otorite kurulurken devşirme kökenli yeniçeriler ve yöneticiler, Tımarlı Sipahilere karşı bir denge unsuru oluşturmuştur. Osmanlılar, bu askerî gruplardan herhangi birisinin imtiyazlı ve güçlü bir sınıf hâline gelmesine izin vermemiştir.

Yeniçeri (Temsilî)

Yeniçeri (Temsilî)

Koçi Bey’e Göre Yeniçeri ve Tımarlı Sipahiler

(…) Bunca kalelerin ve memleketlerin fethedilmesi zeamet ve tımar erbabının desteğiyle olmuştur. Aralarında bir tek yabancı kişi olmayıp tamamı ocak ve ocakzadelerdi. Tımar erbabından yararlılığı görülmeyene, sefer-i hümayunda terakki olunmazdı. Tımar erbabının her biri zeamet ve tımarları olan sancaklarda oturup bayraklarının altında bulunurlardı. Başka yerde olmaları imkansız ve yasaktı.

Böyle olmasının sebebi şudur ki: Her sancağın sipahisi her zaman orada mevcut bulunup bir köşede düşman peyda olsa hepsi üç günde hazır ve amade olur; her ne tarafa gitmek icap etse o tarafa koşup teşekküre değer hizmetler var ederlerdi.

Altı bölük halkı, yeniçeriler, cebeciler, topçular ve diğer ocaklarda olan kullar belirli ve hazineden kararlaştırılmış maaşı olup fazla veya noksan kabul etmezdi. Bunların zeamet ve tımar erbabı olan sipahilerle alakası yoktu. Yeniçeri taifesi genellikle erginler olup hepsi ocaklarında mevcuttu. İstanbul’dan dışarıda bir tek yeniçeri olmazdı. Sefere gelmemekten veya eşkıyalık yüzünden birinin ulufesi kesilirse bundan sonra düzeltilme ihtimali olmazdı. Velhasıl Kapıkulu kapıda, tımar erbabı da tımarlarında otururdu, başka yerlerde olmaları kanun değildi (Koçi Bey Risaleleri, 2008, s.32-40’tan düzenlenmiştir).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir