"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aydın Oğulları Beyliği (Aydınoğulları Aşireti, Aydınoğulları Beyliği)

Eski İyonya bölgesinde bir beylik kurmuş olan Aydınoğlu Mehmed Bey, ilk zamanlarda Germiyan ordusu subaşısı yani kumandanı idi.

Germiyan oğlu Yakub Bey, Aydınoğlu’nu Ege taraflarına göndermiş ve p da zapt ettiği yerlerde -ki zapt edilen yerler zapt edenin iktası sayılırdı- bir beylik kurmuştur. Cami-üd-Düvel, Aydınoğulları’na ait olarak Ayasoluğ, Güzelhisar, Çeşme, Sultan hisarı, Kestel, Bozdoğan, Yenişehir, Alaşehir, Birgi, Arpa, Sard, Köşk, Bayramlı, Ortakçı, Karacakoyunlu, Aydın İnegölü, Balat, Nazilli, Kuşadası, Urla, Kelas, Ezine, Akcaşehir, Sivri Hisar, Balyambolu, Bayındır, Karaburun, Nif, Etye, Kızilhisar şehirlerini saymaktadır. Fakat bunlardan Alaşehir Rumların elinde olup Balat Menteşe oğullarına aittir. Nif’in sonradan Aydın oğullarına geçtiği anlaşılıyor. Fakat sanılana göre Müneccimbaşı bu kasabaları sonraki Osmanlı sancak teşkilatına göre tetkik etmeden gösterdiği için karıştırmıştır.

Batı Anadolu’da Büyük Menderes nehrinden kuzeye olan Türk istilası şu suretle gelişmiştir. Lidya, Eolya’dan kuzeye doğru Mizya (Balıkesir ve havalisi) ve Hellespont’a kadar olan yerler Kalem Bey ile oğlu Karası tarafından ve Filadelfiya yani Alaşehir batısından itibaren Ege denizine doğru olan saha Saruhan Bey tarafından ve Büyük Menderes’ten itibaren Tire, Birgi ve Ayasoluğ taraflarını da Menteşe beyin damadı Sasa Bey almışlardı (1304). Fakat Sasa Bey’e karşı rakip çıkan Germiyan subaşısı Aydınoğlu Mehmed Bey buraları 1307’de Sasa Bey’in elinden almış ve aralarındaki muharebede Sasa Bey maktul düşmüştür.

Daha sonra yani 1310’da Mübarizüddin mahlasını alan Mehmed Bey, Müslüman İzmir’ini ve 1326 senesinde de Sahil (Kâfir) İzmir’ini aldı ve Birgi’yi kendisine merkez yaptı ve beyliği mıntıkalara ayırarak oğullarını oralara tayin etti. İzmir ve Ayasoluğ (Selçuk)’da donanma vücuda getirilerek denizde faaliyete başlandı. Babası tarafından İzmir beyi olan Umur Bey donanmasıyla korsanlık yapmak suretiyle şöhret kazandı. Büyük biraderi Ayasoluğ beyi Hızır Bey de Ayasoluğ’daki donanmasıyla bazen kardeşi Umut’la beraber sefere çıkıyordu. Gazi Umur’un Sakız, Bozcaada, Ağrıboz, Mora ile Rumeli sahillerine yaptığı akınlar etrafa dehşet vermişti.

Seyyah İbn-i Batuta 1333’de Birgi’ye gelerek Mehmed bey’le ve İzmir’de de oğlu Umur Bey’le görüşmüştür. Mehmed Bey 1334’de bir av esnasında suya düşerek hastalandı ve bundan müteessiren vefat edince ailenin ittifakıyla yirmi beş yaşında olan ikinci oğlu Umur, Aydın beyi oldu; lakabı Bahaüddin idi. Arapca Arâis -ül-mecalis isimli Peygamberler tarihi ile Tıptan Kitâb-ı Tuhfe-i Mübarizî  ve Farsça Tezkire-i evliya Mehmed Bey adına tercüme edilmişlerdir. Birgi’de cami ve medrese yapmıştır. Oradaki türbesinde medfundur.

Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos’un Midilli ve Foça’daki âsi Cenevizliler üzerine donanma ile yaptığı harekâtta Saruhan donanmasıyla beraber Umur Bey de donanmasıyla İmparatora yardım etmişlerdir (1336).

Bu sefer esnasında Umur Bey, imparatorun büyük domestiki Kantagüzen’le tanışmış ve dost olmuştur. Umur, deniz seferlerine devam ederek Doğu Akdeniz’deki adalarda bulunan Lâtinleri, Rodos Şövalyeleri’ni ve Mora’yı sindirdi. Karadeniz seferi yaparak Kili ve diğer 0 sahilleri vurdu. Bizanslılara karşı olan Arnavutluk isyanı Umur’un yardımıyla bastırıldı.

1341’de İmparator Andronikos’un vefatı üzerine büyük Domestik henüz küçük yaşta olan yeni imparatora vasî oldu. Kendisine rakip olan Apokok ve küçük imparatorun valdesi Anna ile mücadeleye başladı.

Dimetoka’ya giden Kantagüzen orada imparatorluğunu îlân eyledi 2. Bu suretle meydana gelen saltanat mücadelesinde Umur Bey dostu olan Kantagüzen’e yardım ederek onu tehlikeli durumlardan kurtardı.

Amansız deniz seferleri dolayısıyla âciz kalan Ege adalarındaki Latinler ve İstanbul’da çocuk imparatorun valdesi, Papa Altıncı Kleman’a müracaat ederek Umur’a karşı yardım istediler. Bunun üzerine Papa’nın donanmasıyla Venedik, Ceneviz, Rodos şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı donanmaları birleşerek İzmir’e hücum ettiler. Kantagüzen’e yardımdan dönmüş olan Umur Bey müdafaada bulundu ve ilk taarruzu def etti ise de ikinci hücumda Sahil İzmir alındı ve Umur Bey yukarı İzmir’e çekildi (1344 Aralık). Lâtinler, sahil İzmir’den ileri gidemediler; Sahil İzmir’i almak için münasip zaman beklemek için Umur Lâtinlere mütareke teklif etti ve bu suretle mücadele muvakkaten durdu.

İzmir’in işgali neticesinde Umur’un donanmasını Latinler yakmışlardı. Denizdeki faaliyetine halel gelen Umur Bey, Saruhan Bey’in oğlu Süleyman Bey de beraberinde olarak Edirne taraflarında zor durumda bulunan Kantagüzen’e yardım etmek üzere Kara yoluyla Çanakkale Boğazı’na gidip Karesi oğlu Süleyman Bey de beraber olarak oradan -herhalde Karesi Beyliği donanmasıyla Rumeli’ye geçti; Kantagüzen’le beraber İstanbul üzerine yürürlerken Saruhan’ın oğlu Süleyman Bey’in vefatı üzerine Umur, geri dönmeye mecbur oldu, ve Süleyman Bey’in cesedini getirip babasına teslim ederek memleketine döndü ve Kantagüzen, Umur’un tavsiyesiyle Osmanlı hükümdarı Orhan Bey’le anlaştı.

Bu sırada Papa, İzmir harekâtının devamım istediğinden Vinnois dükü Dauphin Humbert -ki Türk vekâyinâmelerinde Turfil diye meşhurdur- Lâtin kuvvetleri kumandanı olarak 1346’da İzmir’e bir ihraç harekâtı yaptı ise de bir netice elde edemedi ve çekilip gitti; bunun üzerine Umur, Sahil İzmir üzerine taarruzunu arttırdı. Papa’dan yardım gelmeyince kaledeki Lâtinler 1347’de Umut’la mütareke yaptılar; Ayasoluğ’daki Türk donanması tekrar faaliyete başladı. Ticaretlerine halel gelen Rodos şövalyeleri, bazı imtiyazlar elde etmek şartiyle Sahil İzmir’i, Aydınoğlu’na terk etmek üzere bir anlaşmaya vardılarsa da Papa bu muahedeyi kabul etmedi.

İşini silahla hal etmeye karar veren Umur Bey, askerinin önünde olarak kaleye hücum ettiği sırada okla alnından vurularak şehit düştü ve cesedi Birgi’ye götürülerek babasının yanına defnedildi (1348). Umur Bey adına Mesud bin Ahmed’le yeğeni İzzeddin Ahmed taraflarından nazmedilmiş 5568 beyitli Süheyl-ü-Nevbahar manzumesi ile bundan başka gine Umur Bey adına Farsçadan Türkçeye çevrilmiş olan Kelile ve Dimne vardır. Ayrıca Umur adına yazılmış Tabiamâme adlı Türkçe manzum bir eserden bahsediliyor.

Umur’un şehadeti üzerine büyük biraderi Ayasoluğ Emiri Hızır Bey Aydın beyi oldu; bu, biraderinin enerjisine sahip değildi; Latinlerle 18 Ağustos 1348’de yirmi madde üzerine ağır bir muahede imzalamaya mecbur oldu. Bu muahede mücibince, Aydınoğulları donanması silahtan tecrid ediliyor ve gümrük resimlerinin yansı Latinlere bırakılıyor, Latin donanmalarının serbest olarak limanlara girip çıkmasına müsaade olunuyor, onların dostuna dost, düşmanına düşman olmaları kabul olunuyordu.

Umur’un ölümüyle Aydınoğulları’nın faaliyetleri durdurulmuş ve bu muahede ile Latinler Aydın oğulları iskelesi vasıtasiyle buraların emtiasından -ki ipekli, zahire, miyankökü, halı, balmumu vesaire gibi Menderes havzası mahsulleri idi- külliyetli menfaat temin ettiler.

Umur’dan sonra Hızır Bey zamanından itibaren Ayasoluğ Aydınoğulları’nın merkezi olmuştur. Hızır’ın vefatı tarihi belli değildir; fakat Subh-ül Aşa 767 H/ 1365 M. de Aydınoğlu beyliğinde Hızır’ın en küçük kardeşi İsa Bey’in bulunduğunu yazdığına göre ölümü bu tarihten evveldir. İsa Bey zamanına ait bilgimiz yoktur, yalnız Memlük sultanı diğer bazı Anadolu beyleri gibi bunu da 1365 tarihli bir mektupla Frenklere karşı cihada davet etmiştir. 1389’da Murad Hüdavendigâr, Kosova muharebesine giderken Anadolu beylerinden de yardımcı kuvvet istemiş ve İsa Bey ile Saruhanoğlu’nun kuvvetleri Osmanlı ordusunun sol cenahında bulunmuşlardır.

1390’da Anadolu beyliklerini istilaya başlayan Yıldırım Bayezid Rumların elindeki Alaşehir-i aldıktan sonra Aydınoğlu memleketlerine gelmiş, İsa Bey mukavemet etmemiş, bunun üzerine Bayezid kendisini Tire’de oturtarak vakıflarının ve timarının idaresini İsa bey’e bırakıp diğer yerleri Osmanlı arazisine ilhak eylemiştir. Bayezid, İsa Bey’in kızı Hafsa Hanım’ı nikâhlamıştır. Bu suretle Aydınoğlu beyliği Ankara muharebesinin sonuna kadar Osmanlılarda kalmıştır.

İsa bey’in Tire’de bulunurken hangi tarihte vefat ettiği bilinmiyor; kabri Birgi’deki babasının türbesindedir. İsa Bey ilim ve ülema ile alâkalı bir zattır. Meşhur Tabip Hacıpaşa Hızır bin Ömer Şifa-ül-eskam ve deva-ül-âlam isimli tıbbî eserini 783 H./ 1381 M. de Ayasoluğ’da tamamlayarak İsa Bey’e ithaf etmiştir. İsa Bey adına diğer eserleri de vardır. Dukas, bir çok ilimlere ve tıbba da vakıf olan babasının İsa Bey tarafından himaye edildiğini beyan ediyor. İsa Bey’in Ayasoluğ yani Selçuk’ta 776 H. / 1375 M. de yaptırmış olduğu bir camii vardır.

Ankara muharebesinden sonra Timur tarafından memleketleri kendilerine verilen Anadolu beyleri arasına İsa Bey’in oğulları Musa (Dukas buna İsa diyor) ile kardeşi Umur Bey’ler de vardır (1402). Bunlardan Musa Bey 1403 de vefat etmesi ile İkinci Umur Bey Ayasoluğ’da Aydınoğlu beyliği ile yalnız kalmış ise de bu defa da kendisine İzmir taraflarında bulunan amcası İbrahim Bey’in oğlu Cüneyd Bey rakip çıkmıştır.

II. Umur’la, Cüneyd arasında muharebe olmuş, Umur Ayasoluğ’dan kaçmış ve Menteşe beyinin yardımıyla gelip Ayasluğ’ı istirdat etmiş ve elde ettiği Cüneyd’in kardeşi Kara Hasan’ı, Menteşeoğlu Mamulas’ı denilen Marmaris kalesinde hapsetti ise de Cüneyd bir kadırga ile gelerek kardeşini kurtardı ve sonra tekrar Ayasluğ üzerine yürüdü ve nihayet Umur’a damat olarak idareyi ele aldı ve 1405’de Umur’un vefatı üzerine Aydın beyliği buna geçti.

Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinde Cüneyd bey bir ara Çelebi Mehmed’in yüksek hâkimiyetini kabul etti ve sonra Süleyman Çelebi’ye tabi oldu; Karaman ve Germiyan beyleriyle beraber Süleyman Çelebi ile savaşmak istediyse de müttefiklerinin kendisini yakalayacaklarından korkarak Emir Süleyman’a dehalet etti ve o da kendisini alarak Rumeli’ye götürüp Ohri sancak beyliğini verdi.

Cüneyd, Emir Süleyman Çelebi ile kardeşi Musa Çelebi arasındaki hâdiseler de vaziyeti müsait görüp Aydın iline kaçtı; zâhiren Musa Çelebi tarafında idi. Mehmed Çelebi, biraderi Musa’ya galebe edip 1413’de Osmanh devletini bir idare altında toplayınca Anadolu’ya geçip Cüneyd Bey üzerine yürüdü. Cüneyd, padişaha dehalet etti, fakat yerinde bırakılmayarak Rumeli’ye geçirilip Niğebolu sancak beyliğine tâyin olundu.

Çelebi Mehmed zamanında tarihlerde Düzme Mustafa denilen Yıldırım oğlu Mustafa Çelebi; Eflak’a geçirilip orada hükümdarlık iddiasıyla Rumeli’ye geçtiği sırada Cüneyd Bey de kendisine iltihak ederek ona vezir oldu. Çelebi Mehmed, acele yetişip bunları Selânik taraflarında mağlup etmesi üzerine Mustafa Çelebi ile Cüneyd Selânik kalesine kaçtılar. İmparator bunları teslim etmemekle beraber Sultan Mehmed sağ oldukça salıvermiyeceğini taahhüt ile senelik masraflarına mukabil bir para verilmek suretiyle her ikisi de Limni adasında muhafaza altına alındılar.

Çelebi Mehmed’in 1421’de vefatı üzerine İmparator Manuel; kendi lehine Mustafa Çelebi ile muahede akteddikten sonra bunları Rumeli’ye çıkardı. Osmanlı vekayii kısmında görüleceği üzere Cüneyd Bey ikinci Murad tarafından eski beyliği verilmek suretiyle gizlice ele alınarak Mustaf a Çelebi’den . ayrıldı ve doğru İzmir taraflarına gitti ve Ayasluğ beyi olan Aydınoğlu Mustafa Bey’i öldürerek oralara sahip oldu; merkezi İzmir’di.

Kendisi didişken bir adam olup Ayasluğ beyi Yahşi Bey ile uğraştı; maksadı eski Aydınoğlu beyliğini tamamen elde etmekti. Üzerine Anadolu Beylerbeyi Oruc Bey ile kuvvet sevk edildi ve mağlup oldu ise de fırsat buldukça meydana çıkarak Osmanlı kuvvetlerini uğraştırıyordu. Bu halden dolayı canı sıkılan İkinci Murad vezirlerini tehdit ederek Cüneyd işinin kat’i surette hallini emretti. Cüneyd’in üzerine tâyin edilen Hamza bey Salihli civarında Cüneyd’le çarpıştı ve Cüneyd’in oğlu Kurd Hasan, Osmanlı kuvvetinin bir cenahını bozarak kaçanları takip ile babasının kuvvetlerinden uzak düşmesi üzerine bir taraftan Kurd Hasan’ın gerisi kapanarak diğer Osmanlı kuvvetleri de Cüneyd’in üzerine hücum etmeleriyle Cüneyd kaçtı ve takipten geri dönen Kurd Hasan da kapana düştü ve yakalandı; (Dukas’ın yazdığına göre) Edirne’ye Sultan Murad’a gönderildi ve amcası Hamza Bey ile beraber Gelibolu kalesinde hapsedildi.

Kaçmış olan Cüneyd, Sisam adası karşısında sahildeki müstahkem İpsili kalesine girdi; orada muhasara edildi; deniz yoluyla Karaman sahillerine gitti; Karamanoğluyla görüşerek para ve beş yüz kadar kuvvet alarak kara yoluyla döndü ve bir gece baskınıyla İpsili’yi muhasara eden Osmanh kuvvetlerini yararak tekrar kaleye girdi; kalenin kara muhasarasiyle alınamayacağı anlaşıldığından bir takım menfaatler mukabilinde Foça Cenevizlilerinden tedarik edilen gemiler ve onların da yardımlarıyla deniz tarafından da sıkıştırılan Cüneyd teslim olmaya karar verdi, hayatına dokunulmayarak padişaha gönderilmek şartiyle teslim oldu; fakat Hamza Bey kendisini ve Dukas’ın kardeşi olduğunu söylediği Bayezid’le beraber öldürüldü. Vaziyet pâdişaha bildirilince Gelibolu’daki Kurd Hasan ile Hamza Bey de katledildiler ve bu suretle Cüneyd işi de bitmiş oldu (829 H./1426 M.).

Aydınoğulları’nın Latinlerle yaptıkları ticarî muamele dolayısıyla jigiyati denilen Latin harfli sikkeleri olduğu gibi İslamî sikkeleri de görülmektedir. Aydınoğulları sikkelerinden bugün elde bulunanlar Gazi Umur, İsa ve bir de Cüneyd Bey’in paralarıdır. Aydınoğulları’nın Birgi, Tire ve Selçuk’ta cami, medrese ve türbeleri vardır. Mesaliüebsar’ın kaydına göre on dördüncü asrın ilk yarısında Aydınoğulları’nın altmış şehri, üç yüz ve belki daha fazla kalesi, yetmiş bin askeri olup karada ve denizde Rumlarla ve Frenklerle savaştıkları söylenmektedir.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.