İMPARATORLUKLARIN ULUS DEVLETLERE DÖNÜŞMELERİYLE YAŞANAN DEMOGRAFİK DEĞİŞİM

Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımı, bünyesinde çok sayıda ulusu barındıran imparatorluklar için bir yıkıma dönüştü. Bu süreçte Fransız ordusu ihtilalin yaydığı fikirleri savunmak için diğer Avrupa ülkeleri ile savaştı.

1815 yılında başlayan ve 1879 tarihine kadar devam eden ihtilaller zinciri Avrupa’nın birkaç ülkesi dışında bütün ülkelere yayıldı. İmparatorluklar içerisindeki milletler bu fikirlerden etkilenerek özgürlüklerini almak için kral ve imparatorla mücadeleye giriştiler. Krallar ve imparatorlar bu isyanları bastırmak için büyük mücadeleler verdiler. Bu durum Avrupa’da uzun yıllar süren savaşlara neden oldu. Yaşanan savaşlar sonucunda birçok Avrupalı göç etmek zorunda kaldı. Yine birçok Avrupalı dünyanın değişik coğrafyalarına göç etti. Avrupa’da yaşanan bu siyasi ve toplumsal kargaşa ortamından kurtulmak isteyen bir kısım Macar, Polonya ve Çek halkı Osmanlı topraklarına sığındı.

1815 Avrupa siyasi yapısı

1815 Avrupa siyasi yapısı

Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan milletler, Fransız İhtilali’nden zaman içinde etkilendi. İhtilalin etkisi ilk önce Osmanlının Balkan topraklarında, özellikle de Rumlar ve Sırplar arasında görüldü. XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde önce özerklik, sonra bağımsızlık yönünde gelişme gösterdi.

Bu gelişmenin yaşanmasında bu ülkelerdeki aydınların etkisi büyük olmuştur. Fransız İhtilalinden etkilenen bu aydınlar ulusçu hareketlerin ideal ve ideolojilerini dile getirerek toplumu etkiledi.

Avrupa’da Osmanlının aldığı yenilgiler ve toprak kayıpları sonucunda orada yaşayanların Osmanlı topraklarına doğru göç etmeleri Osmanlı Devleti’nin demografik yapısının değişimine neden oldu. Yaşanan göçlerle beraber kaybedilen toprak gelirlerinin de azalması Osmanlı maliyesi üzerine büyük yük getirdi. Göçmenlerin yerleştirildiği yörelerde toprak, su ve güvenlik konularında sorunlar yaşandı. Fransa, “Her millete bir devlet” anlayışıyla çevresindeki çok uluslu devletleri parçalayıp hâkimiyet alanlarını genişletmek istiyordu. Bu devlet anlayışını temel özgürlüklerin aracı gibi göstermeye de çalışmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) XX. yüzyılın başlarında gündeme getirdiği Wilson Prensipleri de bu fikrin devamı niteliğinde olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri de bu fikirleri kendi yayılmacı emelleri doğrultusunda kullanmıştır. 1793-1815 yılları arasında meydana gelen savaşlar, özgürlük ve milliyetçilik akımlarını daha da güçlendirdi. Avrupa’da 1830 ve 1848 İhtilalleri mutlakiyetçi krallıkların sonunu getirdi. Demokratik devlet ve toplum düzeni, devletin laikleştirilmesi ve millî devletlerin oluşumunu hızlandırdı.

Ulus devlet anlayışı, XIX ve XX. yüzyılın meşruiyet kazanmış devlet anlayışıdır. Milliyetçiliğin ortaya çıkışı ile millî devletlerin ortaya çıkışları aynı döneme denk gelmektedir. Millî devlet anlayışı Fransa, Almanya ve İtalya gibi devletlerde görülmüş daha sonra Doğu Avrupa’ya ve dünyaya yayılmıştır. Millî devlette meşruiyetin kaynağı, din, soy veya krallık olmaktan çıkıp laik, demokratik yapı içerisinde kendini ifade etmeye başlamıştır. Vatandaşlar arasında farklı sınıfsal yapıların olmaması temel ilke olmuştur. Bu ilke ile bütün vatandaşlar eşit olarak kabul edilmişlerdir. Vatandaş kavramı genelleştirilmiş ve böylece her yurttaş ülkenin egemenliği ile direkt bağlantılı hâle getirilmeye çalışılmıştır.Ulus devletler, üniter yapıya sahip olmuşlar ve çoğulculuğu kolay kolay kabul etmemişlerdir.

Üniter yapıdan kastedilen, siyasi otoritenin tek merkezde toplandığı, merkezî otoritenin tek bir anayasa ile sağlandığı, yasama organının yaptığı kanunların tamamının bütün ülkede uygulandığı ve tek bloklu toplum yapısının benimsendiği siyasi oluşumdur. Millî devletlerin hemen hemen tamamı demokratik ve parlamenter bir yapıdan yana olduklarını ileri sürseler de uygulamada milliyetçi anlayışı devam ettirdikleri için söyledikleri ile uygulamaları örtüşmemektedir. Bundan dolayı dışlayıcı ve dayatmacı politikalardan ve uygulamalardan pek vazgeçememişlerdir. Milliyetçiliği devlet ideolojisi hâline getiren millî devletler, millî tarih söylemi ile geleceği kendileri şekillendirmeye çalışmıştır.

Frederich Hegel (temsilî)

Frederich Hegel (temsilî)

XIX. yüzyılın ilk yarısında Avrupa toplumları için önemli bir gelişme de ekonomik alanda ortaya çıkmıştır. Sanayi bu dönemde büyük gelişme kaydetmiştir. Sanayinin gelişmesi ve üretimin artması, ulaşım sorununu ortaya çıkardığı için demir yolları yapımı hız kazanmıştır. Ekonomik alandaki bu gelişmelerin fikir bakımından birtakım sonuçları olmuştur. Ulaşım araçlarının gelişmesi toplumları birbirine yaklaştırmıştır. Bu durum da Avrupa’da ortaya çıkan fikir akımlarının Osmanlı Devleti topraklarında ve dünyada yayılmasını kolaylaştırmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir