İslamcılık Fikir Akımı – Osmanlı Devleti Fikir Akımları

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çıkmazlar karşısında ortaya çıkan fikir akımlarından birisi de “İslamcılıktır”.

Kavram; İslam dünyasında tecdid, ıslah, İttihad-ı İslam, Batı dünyasında ise Panislamizm gibi terkiplerle ifade edilmektedir.

İsmail Kara, “İslamcılık” fikrini şöyle tanımlar: “19. ve 20. yy.’da İslam’ı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlak, felsefe, siyaset, eğitim) “yeniden” hayata hâkim kılmak ve akılcı bir metotla Müslümanları, İslam dünyasını Batı sömürüsünden, zalim ve müstebid yöneticilerden kurtarmak, medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist, modernist ve eklektik yönleri baskın siyasi, fikrî ve ilmî çalışmaların, arayışların, teklif ve çözümlerin bütününü ihtiva eden bir hareket olarak tarif edilebilir.”

Özellikle İslam dünyasının ve Osmanlı Devleti’nin gelişmiş Avrupa karşısında içinde bulunduğu çıkmazlar konusunda yeni çıkış yolları arayan yönetici ve aydınların çabaları sonucu şekillenen ve taraftar toplayan İslamcılık fikrinin ortaya çıkışını etkileyen sebeplerden birkaçı şunlardır:

İslamcılık Fikrinin Ortaya Çıkışını Etkileyen Sebepler

  • Batı dünyasının siyasi, ilmî, maddi ve teknik açıdan çok ilerlemiş olması
  • İslam dünyasının Batı karşısında askerî başarısızlıklar yaşaması ve bunun sonucu büyük sorunların ortaya çıkması
  • İslam dünyasının büyük bir kısmının emperyalist devletlerce işgal edilmiş olması
  • Gelişen Batı karşısında Müslüman aydınların aşağılık kompleksine girmesi
  • Batı dünyasının İslam dünyasına karşı oryantalizm ve misyonerlik faaliyetlerine girmesi.

İşte bunun gibi sebeplerle hem Osmanlı Devleti, hem de diğer İslam dünyası üzerinde kendini tanıma ve yeniden diriliş için İslamın değerlerine sarılmayla çözülebileceği hakkında büyük kanaatler geliştirildi.

İslamcılık Fikrine Öncülük Eden Düşünürler

XIX. ve XX. yüzyılda bu hareketin ortaya çıkmasında ve geliştirilmesinde öncülük eden düşünürlerden bazıları şunlardır:

İslam dünyasında; Delhili “Şah Veliyullah (1702-1762), Nabluslu Abdülgani Şeyh Halid (1776-1827),

Arabistan’da; Muhammed İbn Abdül Vehhab (1703-1792), Cemaleddin Afganî (1839-1897) Muhammed Abduh (1845-1905),

Osmanlı Devleti’nde ise Eşref Edip, Manastırlı İsmail Hakkı, Babanzâde Ahmed Naim, Ömer Ferit, Mehmet Akif, Şemseddin Günaltay, Ebu’lûla Mardin vb.

Osmanlı Devleti’nde “Osmanlıcılık” fikrinin yaşanan gelişmelere paralel olarak önemini yitirmesinden sonra İslamcılık siyasi hayatta yerini almaya başladı. Böylece gayrimüslimler dışlanmış, Müslümanlar ise ön plana çekilmiş oldu.

İslam Dünyası Liderliği

İslamcılık Fikrine Öncülük Eden Düşünürler

İslamcılık, Sultan Abdülaziz Döneminde 1872’de tartışılmaya başlandı. II. Abdülhamit Döneminde ise İslamcılık devletin adeta ideolojisi hâline dönüşmüştü. Bu siyasi gelişmelere paralel olarak halife sıfatı daha güçlü bir şekilde kullanılmaya özen gösterilmiş, İslam dünyasının ünlü din âlimleri İstanbul’a davet edilmiş, tekke ve zaviyelere ilgi artırılmış, dinî kitaplar, risaleler İslam dünyasına ücretsiz dağıtılmış, hac işleri kolaylaştırılmış, Hicaz demiryolları hayata geçirilmiş, aşiret mektepleri ve okulların açılmasına büyük önem verilmişti.

İslamcılık, bu gibi çabalara rağmen bir fikir hareketine II. Meşrutiyet’in ilanından sonra dönüştü. II. Abdülhamit’in bütün iyi niyetli çabalarına rağmen İslamcılar devrin idari özelliğinden dolayı fikirlerini açıklamakta yeterince özgür değildi ve yeterli bir fikrî birikim oluşturulamamıştı. Hatta II. Meşrutiyetten sonra II. Abdülhamit idaresine önemli eleştiriler, İslamcılar tarafından ifade edilmeye başlanmıştı.

II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlükçü ortamda İslamcılar inandıkları fikirlerini serbestçe yazma, konuşma ve örgütlenme yoluyla yayma imkânlarına kavuştular. Ancak bu süreçte Mısır’da, Suriye’de diğer Arap dünyasında, Arnavutluk’ta ve Balkanlar’da diğer Müslümanların Osmanlı Devleti’ne karşı çıkmaları, İslamcılık fikrini zayıflatmıştı.

Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Fırkası’nın siyasi hayatta ağırlığını iyice hissettirmesi sonucu yaşanan bu tecrübelerden ders alarak Türkçülük fikrinin güçlenmesine zemin hazırlamaları da ideolojik İslamın ve onun basın yayım organlarının dağılmasına ortam hazırlamıştı. 1918’de I. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle de İslamcılık bütün maddi ve manevi dayanağını kaybetmiş oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir