Osmanlı Devleti mi, Osmanlı İmparatorluğu mu?

Osmanlı belgelerine ve Osmanlılar zamanında yazılmış ve basılmış olan eserlere baktığımızda “Osmanlı İmparatorluğu” (Osmanlı Türkçesinde: lmparatoriye-i Osmaniyye) ibaresine HİÇ RASTLAMIYORUZ.

Görüyoruz ki; Osmanlılar, siyasi içtimai müesseselerine Devlet-i Aliyye-i OsmaniyyeYüce Osmanlı Devleti” demektedirler. Aynı şekilde Devlet-i Seniyye, “Parlak, Güzel, Hoş Devlet” sözünü de kullanmaktadırlar.

Şu halde Osmanlı Devleti hakkında “Osmanlı İmparatorluğu” sözünü kullanan bir yazar, araştırıcı, tarihçi veya öğretim üyesi, bu iddiasını OSMANLI BELGELERİ ile desteklemek, Osmanlı belgelerine dayandırmak mecburiyetindedir. Bu iddia belgelere oturtulmadığı müddetçe temelsiz, asılsız, havada ve boşlukta bir laf olmaktan ileri gidemez.

Gerçek şudur ki, Osmanlılar kurdukları siyasi-içtimai müesseseye, devlete ASLA “İmparatorluk” dememişlerdir. T.C. Başbakanlık Arşivinde bu gerçek durumu gösteren binlerce belge, araştırıcıları beklemektedir.

Araştırıcı, tarihçi, başkalarının söylediği sözleri anlamaksızın tekrarlayan bir papağan olamayacağına göre, Osmanlılar hakkında “İmparatorluk” sözünü kullanmamalıdır. Türkiye’de okutulan ders kitaplarında bile “Osmanlı İmparatorluğu” ibaresinin kullanılıyor olması, böyle, düşüncesizce aktarmanın sonucu olsa gerektir.

Şu hususun unutulmaması gerekir ki, “İmparatorluk” kelimesi, sömürme; başka halkları ezme, zulüm konularını da içine alır.

Osmanlılar, “imparator” kelimesini pekala biliyorlardı ve bu kelimeyi kullanmışlardır, ancak; uygun şekilde ve gerçek imparatorlar için kullanmışlardır: “Haşmetli Alamanya İmparatoru”. Almanya İmparatorunun baş yaverine Osmanlılar tarafından bir madalya verilmesi ile ilgili bu belgede görüldüğü gibi, o tarihte Almanya’nın başındaki hükümdarın sıfatı “İmparator” olduğu için, Osmanlılar da bu sıfatı kullanmışlardır.

Fransa İmparatoru Hazretleri…

Osmanlı Devletinin Paris Büyükelçisinin, Fransa İmparatorunun Cezayir’i ziyareti sırasında, o tarihte hukuken bir Osmanlı vilayeti olan Tunus’un başındaki Bey’in imparatora hoş geldin ziyaretinde bulunmasını arz eden yazısının Osmanlı Meclis-i Vükelasında görüşülüp, böyle bir ziyaretin uygun bulunmamasını bildiren bu belgede de, Fransa’nın o tarihte başında “İmparator” olduğundan, bu ‘imparator’ sıfatının kullanıldığını görüyoruz.

Haşmetlü Japonya İmparatoru Hazretlerinin Saray Nazırı … Haşmetlü Avusturya İmparatoru …  Haşmetlü Japonya İmparatoriçesi… Roma İmparatoru olan müteveffa Altıncı Karaluş…

Eğer, Osmanlı Devleti ile anlaşma yapan devlet bir “Cumhuriyet” ise, Osmanlılar bu devletten “Cumhuriyet” diye söz etmektedirler:

Devleti Osmaniyye ile Amerika Cumhuriyyeti beyninde akdolunan tebdil-i tabi’iyyet mu’ahedesi…

Buraya kadar sunduğumuz belgelerden açıkça anlaşıldığı gibi, Osmanlı’nın siyasi varlığının adı DEVLET‘tir, bu DEVLET’in sıfatı olarak ALİYYE (yüce) ve SENİYYE (parlak, hoş) sözleri kullanılmaktadır. DEVLET’in yönetim şekli, düzeni ise SALTANAT’dır. Belgelerin hiçbirinde Osmanlı, başındaki hükümdar için ‘İmparator’, devleti için de ‘İmparatorluk’ (İmparatoriyye) sıfatlarını kullanmamıştır. Osmanlı, kendi devleti için imparatorluk sıfatını kullansa idi, bu durum; Osmanlı Türkçesinde: İmparatoriyye-i Osmaniyye şeklinde ifade edilirdi ki, böyle bir ifadeye Osmanlı belgelerinde rastlamak mümkün değildir.

Paris Antlaşması incelendiğinde görülecektir ki, Osmanlı Hükümdarı kendisinden “PADlŞAH”, “SULTAN”, “HAN” diye, başında bulunduğu içtimai-siyasi müesseseden de “DEVLET-İ ALİYYE” diye söz etmektedir. Antlaşmaya taraf diğer hükümdarlardan da, İmparator iseler ‘İmparator’, kral iseler ‘Kral’, kraliçe ise ‘Kraliçe’, Cumhuriyet ile idare edilen bir devletin hükumetinin başında bulunuyorsa, ‘Reis’ (başkan) diye söz etmektedir. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han, kendisini imparator olarak görseydi, bu unvanı kullanmakta tereddüt etmezdi.

Yüce Osmanlı Devleti Divan’ının sıfatı da: Humayün (Göğe ait, Gökle ilgili, Gökten, Semavi, İlahi emirleri tatbik eden)dir, “Emperyal” DEĞİL.

Osmanlı Ortaokulunun sıfatı da ŞAHANE olarak anılıyor, ‘Emperyal’ DEĞİL. Halbuki, Osmanlılar ‘Emperyal’, ‘İmparator’ kelimelerini tabii biliyorlardı, ama bu kelimeleri, gerçek sahipleri hakkında kullandılar.

Osmanlılar, ordularından HÜMAYUN sıfatı ile söz etmektedirler. Çünkü, ilahi bir mesaj taşıdıklarına inanıyorlardı. Hüma, bilindiği gibi, sürekli olarak gökte yaşayan, efsanevi bir kuştur, yumurtladığında, yumurta yere değmeden havada çatlar ve çıkan yavru uçmaya başlar. Yani, Hüma, diğer kuşlardan ayrı olarak, yere hiç değmez, hep göktedir. İlahi mesaj İslam’ın taşıyıcısı, uygulayıcısı, yayıcısı olan Osmanlı ordusu için ORDUYU HÜMAYUN “Hümaya, göğe mensup Ordu, Gök Ordusu”, Divanı için Divan-ı HÜMAYUN “Göğe mensup Divan”, Padişahın namesi için Name-i HÜMA YUN “Göğe mensup name, yazı” deyimlerini kullanmıştır. İsteseydi ve uygun görseydi, pekala EMPERYAL sıfatını kullanabilirdi; ASLA kullanmamıştır, devletine de İMPARATORİYYE dememiştir. Osmanlıyı İmparatorluk sıfatıyla yaftalamaya hiç kimsenin de HAKKI YOKTUR. Çünkü, İmparatorluk kelimesinin bizzat kendisisömürme, baskı, zulüm” manalarını da ihtiva etmektedir.

Mümkündür ki, bir devlet, kendisi hakkında ’emperyal’ sıfatını kullanmaz, devletine ‘imparatorluk’ adını da vermez, yine de fiilen imparatorluk olabilir.

Emperyalizm (Latince imperium: kudret, iktidar kökünden türemiştir) bir imparatorluğa sahip olmak, onu yönetmek ki, umumiyetle TİCARİ ve SINAİ GENİŞLEME’nin bir parçası olarak gerçekleşir.

Kaynak: Marmara Üniversitesi – İlahiyat Fakültesi Dergisi (Sayı:5-6 1987 – 1988)

Yorum yapın