Osmanlı Devletinde Askeri Alanda Reform Hareketleri

Savaş alanlarında arka arkaya alman yenilgiler Osmanlı İmparatorluğunda şok etkisi yapmıştır. Batıdaki gelişmeleri ancak savaşlar aracılığıyla anlayan Osmanlılar çözümü yine askerî düzeyde arayacak onun gerisindeki yapısal değişimleri dikkate almayacaklardır.

Batılılarla aynı silâhlarla savaşmadıklarını gören devlet ileri gelenleri Batı karşısında gerilememek için onların silahlarıyla savaşmak gereğini anlayarak bazı yeniliklere başvurmuşlardır. Fakat her yenilik bir diğerini gerektirdiği için sonu gelmez bir reformlar zinciri halkalanmaya başlamıştır.

Bu reformlar bilindiği gibi öncelikle Ordu içinde başlatılmıştır, ve orduyla sınırlı tutulmak istenilmiştir. Çünkü gerileme psikolojisiyle birlikte yenilikleri yadırgayan bağnaz ve duygusal tepkiler de yaygınlaşmıştır.

Orduda yapılan yenilikler kaçınılmaz görülen türden düzeltmeler sayılıyordu. Fakat çağdaş gelişmelerin giriftliği ve yeni savaş teknolojisinin ancak daha geniş bir fen ve bilim ortamında gerçekleştirilebileceği görüldükçe reformların sınırı genişlemeye başladı. Salt teknik aktarmasıyla başlayan askerî yardımlar giderek öğrenci gönderme, yabancı subay getirme, yeni öğretim kurumları açma ve bu kurumlarda geleneksel öğretimde yeri olmayan çağdaş fen bilimleri okutma… gibi çeşitlilik ve yoğunluk göstermeye başlayacaktır.

Türklerde Askerlik

Türklerde Askerlik

Daha önce de belirttiğimiz gibi Osmanlı reformculuğu kendiliğinden ortaya çıkmış toplumun kendi kendine gereksinme duyduğu bir reformculuk değildir. Dış dünyanın uyardığı bir reform anlayışı söz konusudur. Üstelik ordu konusuyla sınırlıdır. Bu yüzden reformlar köklü ve yapısal nitelikli olmayıp yüzeysel ve parçalı olmuştur. Bu da günümüze kadar sonu gelmeyen bir reform uğraşma yol açmıştır.

Orduyu yenileştirmek iddiasıyla başlatılan reformlar önceleri İslâma dönmüş Avrupa’lılarca yürütülmeye başlamıştır. Bu konuda ilk adı geçen yabancı 1729′ da Sultanın hizmetine girmiş olan ve Osmanlı topçusunu yeniden düzenleyen Comte de BENNEVAL’dir. Sonradan HUMBARACI (topçu) AHMET PAŞA diye anılan bu kişinin yerini 1770’li yıllarda Macar soylu bir başka Fransız olan Baron de DOTT alacaktır.

İngiliz MUSTAFA olarak da anılan Britanya deniz subayı CAMPELL de Donanmanın yenileştirilmesine katkılarda bulunacaktır. Yine Fransız subayları işbirliğinde 1794’de yeni bir ordu kurma çalışmaları başlatılacaktır. Başarısızlıkla sonuçlanacak olan bu girişim, reformları devlet katında bir sorun olarak ele alan III. SELİM’i tahtından edecektir.

XVIII. yy. sonunda İstanbul’a Fransız Cumhuriyeti temsilcisi olarak geçen general Albert DUBAYET yanında armağan olarak bazı top parçaları ve içinde ordu mühendis hizmetlerini düzenleyecek olan LAFITTE’in de bulunduğu mühendis ve teknisyenler getirdiğini görüyoruz.

1826’da Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra ilk olarak Batı usulü bir Askerî okul açılıyor (Hendesehane), Her iki olay da çok önemli sonuçlar verecektir. Böylece ilk kez subaylar toplum dışı tutsaklardan değil doğrudan doğruya halk katlarından almıyordu. Üstelik yine ilk kez Batı bilim ve yöntemleriyle eğitim yapılmaya başlanmıştı. Bu durum uzun dönemde çok önemli siyasal sonuçlar verecekti. Çünkü ordu ile sınırlı tutulmaya çalışılan reformlar geri tepecek ve ordu siyasal iktidara en ciddi muhalefet odağını oluşturacaktır.

Askerî yönden Batıya açılma sonraları diğer ülkelerin yardım ve işbirlikleri ile günümüze kadar sürecektir. Fransızlardan sonra Almanlar askerî yardım kaynağı olarak; Osmanlılarla ilişkiye geçmişlerdir. Freiherr von der GOLTZ Osmanlı Askerî Okulları Genel Müfettişliğini yaptıktan sonra yerine gelen General OVK LİMAN van SANDERS ilk olarak orduda bir komuta mevkiine atanmıştır.

Bu ordu içine girme eylemi bir gün öyle bir noktaya gelecektir ki 1918’de I. Dünya Savaşının son bulduğu günlerde Osmanlı ordusunda Almanların 646 subay, 6.686 asker olmak üzere toplam 25.400 mevcudu görev yapacaktı. Bir ordunun kime ait olduğunu unutturacak kadar mevcudunda yabancı askeri bulunması her halde dış yardım olgusunun nerelere varabileceğine iyi bir örnektir. Üstelik bu durum askerlik bilmeyen bir halkın başına gelen bir durum da değildir. Ve yine bütün bu sonu gelmez yardımlar büyük başarılarla değil tam tersine yardım aldıkça gerileyen bir İmparatorluğun en sonunda bütün varlığını kaybedeceği bir Dünya savaşıyla sonuçlanacaktı. O dünya savaşı ki bilinçsiz bir askerîliğin nasıl sözde dostlar ve yardımcılar elinde çarçur edilebileceğine iyi bir örnek olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir