Osmanlı Devletinin Gelişmesi ve Müesseselerinin Oluşması

1299 yılında Marmara uç bölgesindeki Söğüt ve Domaniç arasındaki dar sahadan sıyrılan Osmanlı Uç Beyliği, sadece Bilecik, İnegöl, Karacahisar-Eskişehir gibi merkezleri almakla kalmamış, kadılık, çarşı-pazar vergisi, vakıf, tımar-mülk uygulamalarıyla devletleşmeye başlamıştı.

Yenişehir’in kurularak, beylik merkezinin uç bölgesinin iç tarafına kaydırılmasından sonra İznik alınmış, Bapheon’da (Yalak-ova) Bizans kuvvetleri yenilgiye uğratılmış, Dimboz’da (Erdoğan) tekfurlar ittifakı çökertilmiş ve nihayet Bursa kuşatılmıştı.

Osman Gazi’nin küçük bir beylik sahasından çıkarak kazandığı bu büyük başarıların bir izahı olmalıdır. İş, sadece bu başarılarla sınırlı kalmamıştır. Bursa’yı fethederek (1326) beyliğin başına geçen Orhan Gazi, Prof. Halil İnalcık’ın tabiriyle asıl büyük hayal olan İznik’i zaptetmiş (1331), müteakiben batıda Karesi Türkmenlerinin oturduğu bölgeyi, güneyde eski bir Ahi merkezi olan Ankara sahasını da devletin topraklarına katmıştı (1345, 1354). Osmanlı Devleti’ni bir cihan imparatorluğuna götüren süreçte belki de en önemli dönüm noktası Rumeli sahasına geçiş ve Balkanlardaki teşkilatlanma olmuştur.

Osmanlı Devletinin Balkanlarda Gelişmesi

1352 yılında Trakya’ya geçerek Cinbi’yi (Tsympe) ele geçiren Osmanlı kuvvetleri, anlaşma yaptıkları Ceneviz (Genova)’in lojistik desteğiyle Trakya’ya Türkmen nüfusu göçürerek burada tutunmayı başarmışlardı. 1361 yılında Edirne’nin fethinden sonra Sultan I.Murad dönemine rastlayan (1362-1389) 1363 yılında, Filibe alınmış, 1372’de Selanik ve Vardar önlerine gelinmişti.

1386 yılında ise, Sırbistan’ın anahtarı kabul edilen Niş alınmıştı. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki gelişmesi, Sultan I. Bayezid döneminde (1389-1402) daha da hız kazanmıştı.

XX. yüzyılda Balkan Savaşları öncesi Osmanlı Devleti

XX. yüzyılda Balkan Savaşları öncesi Osmanlı Devleti

Bulgar krallığına son verilerek, Doğu Balkanlar’ın ele geçirilmesi, hem Orta Avrupa’ya ulaşan ve önemli bir su yolu olan Tuna kıyılarının denetimini beraberinde getirmiş, böylece Türkmen nüfusu için verimli yaylak ve ovaların elde edilmesi sağlanmıştı.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’a yerleştiği sıralarda, bu topraklarda derin bir karmaşa hüküm sürmekteydi. Makedonya’daki Bizans-Paleolog yönetimi, kilise ve feodal çekişmeler yüzünden iç savaş yaşamaktaydı. “Dünyevî ve ruhanî büyük arazi sahipleri, mülklerini ve kendilerine tâbi yarı hür köylüleri (paroikoi) gittikçe çoğaltmakta, böylece daha geniş imtiyazlar elde etmekteydiler.

Osmanlı Devleti’nin uyguladığı mülk-tımar-vakıf sistemine dayalı toprak anlayışı, angaryaların kalkmasını sağlamış, 1/7, 1/8 mertebesindeki toprak (öşür) vergisiyle, Balkan köylüsüne nefes aldırmıştı.

Anadolu’da bulunduğu yerde yeterli derecede toprak bulamayan, ya da verimsiz topraklarda çalışan nüfus, Balkanlara göçürülüyordu. Böylece, yeni fethedilen harap memleketleri şenlendirerek askerî sevkiyâtı ve erzak tedarikini kolaylaştıracak şekilde yollar boyunca köyler ve kasabalar kurulmakta, bir bakıma siyasal ve askerî emniyet de güvenceye alınmaktaydı. Anadolu’dan yeni gelen ailelere yurtluk, toprak, tımar ve imtiyazlar verilerek kolonizasyon teşvik ediliyordu. Böylece artık Balkanlarda 14. yüzyılın son çeyreğinde, giderek artan bir yoğunlukla yeni bir demografik tablo oluşmuştu.

Osmanlı Devletinin ilk yüz yılı içinde Balkanlar’da olağanüstü bir şekilde ortaya çıkan devlet düzeni, bu topraklarda büyük ve alt yapısı modern şehirlerin ortaya çıkmasını, düzenli ulaşım hizmetlerini beraberinde getirmiş, tarımsal ve sanayi üretim ile ticaret gelişme göstermişti.

Balkan dağlarının hayvancılık için verimli imkanlara sahip olması, Bulgaristan ve Makedonya sahasında yer alan ovaların tahıl ve pamuk üretimi için zengin potansiyeli, çevredeki kasaba ve şehirlerdeki pazarların gelişmesini sağlamıştı. Osmanlı sultanlarının ve devlet adamlarının inşa ettirdikleri vakıflar sayesinde bölge büyük bir canlılık içine girmişti. Meselâ Selanik’te deri endüstrisi oluşmuş, tiftik ve diğer yünlü dokuma endüstrisi faaliyete geçmişti. Yine aynı anda vakıf, han, bedesten, dükkan, hamam gibi şehircilik alt yapısı da kurulmuştu. Niğbolu Evkaf Defteri’ndeki kayıtlara göre Hezargrad’da (Razgrad) medrese, zaviye, hamam, evler, dükkanlar, boyahane ve buzhane inşa edilmişti: Plevne’de dükkanlar, hamam, zaviye, imaret gibi tesisler kurulmuştu.

Balkanlara ait Selanik, Niğbolu, Silistre, Mufassal ve Evkaf tahrir defterlerinde bölgedeki yollar üzerindeki geçit yerlerinde ve köprülerde derbent ve köprücü teşkilatının oluşturulduğunu, menziller (konak yerleri) ihdas edildiğini gösterir kayıtlar vardır. Bu sistem içinde Edirne, Selanik, Sofya, Drama, Samakov, Karaferye gibi üretim merkezlerinden elde edilen yünlü-pamuklu tekstil ürünleri, deri ürünleri, keçe, halı, kilim, çivi, tel gibi mamul maddeler Tuna kıyılarındaki limanlardan, nehir gemileriyle ve Selanik, Edirne, Kavala, Golos gibi gümrük merkezlerinden deniz ve kara yoluyla sevk edilmekteydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir