Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşında Savaştığı Cepheler

Osmanlı Devletinin I. Dünya savaşında savaşa katılarak düşmanla savaştığı cepheler ve cephelerin özelliklerini ele aldık.

Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşında Bulunduğu Cepheler:

# Kafkas Cephesi

# Kanal Cephesi

# Çanakkale Cephesi

# Hicaz-Yemen Cephesi

# Irak Cephesi

# Suriye Cephesi

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin savaştığı cepheler

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin savaştığı cepheler

Kafkas Cephesi

Kafkas Cephesi’ndeki ilk mücadeleler Rus ordusunun taarruzuyla başladı. Osmanlı Ordusu Rus taarruzunu durdurmayı başardı.

Ardından Kafkasya’yı alıp Orta Asya’ya kadar ilerlemek isteyen Harbiye Nazırı Enver Paşa, aralık ayı sonlarında Türk kuvvetlerine “karşı taarruz” emrini verdi (Aralık 1914). Diğer komutanlar mevsimin kış, şartların ağır, erzak ve cephanenin yetersiz olmasını gerekçe göstererek taarruzun bahar aylarına ertelenmesini istemelerine rağmen Enver Paşa emrinde ısrar etti. Askerin üzerinde kışlık üniforma dahi yoktu. Bir yandan Ermeni çetelerinin saldırıları diğer yandan yolların karla kaplı olması nedeniyle askerlere ikmal yapılamadı.

Kafkas Cephesi’ndeki makineli tüfek birliği, 1915

Kafkas Cephesi’ndeki makineli tüfek birliği, 1915

Sarıkamış’taki Allahuekber dağlarında ilerlemeye çalışan binlerce Türk askeri açlık ve dondurucu soğuk yüzünden şehit düştü.

1916 baharında yeniden taarruza geçen Rus kuvvetleri Erzurum, Erzincan, Muş, Bitlis ve Trabzon’u işgal etti. Aynı yıl bölgeye gönderilen Mustafa Kemal Paşa Muş ve Bitlis’i geri aldı. Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen İtilaf Devletleri Rusya’ya yardım gönderemediği için Rusya’da ekonomik sorunlar gittikçe arttı ve sonunda Bolşevik İhtilali yaşandı. Bolşevik İhtilali ile Rusya’da çarlık yıkıldı ve Rusya Komünizm ile yönetilmeye başlandı.

Yeni Rus Hükûmeti, İttifak Devletleriyle Brest-Litowsk (Birest-Litovsk) Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi (3 Mart 1918). Antlaşma gereği Ruslar, Doğu Anadolu’da işgal ettikleri Osmanlı topraklarını boşalttılar.

Kanal Cephesi

Kanal Cephesi, Süveyş Kanalı’nı alıp İngiltere’nin sömürgeleriyle olan bağlantısını kesmeyi amaçlayan Türk kuvvetlerinin taarruzuyla açıldı. Almanların da desteğiyle hareket eden Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasındaki Osmanlı askerleri, Şubat 1915’te Kanal’a ulaşmak için harekete geçtiler. Ancak ikmal hatları yeterli olmadığı için askerlerimiz tüm erzağını yanlarında taşıyordu. Bu durum çölün zor şartlarında askerlerimizin yorgun düşmesine neden oldu. Yaşanan açlık ve susuzluk, durumu daha da ağırlaştırdı. Buna rağmen askerlerimiz, Kanal’ı ele geçirmek için birkaç kez girişimde bulunduysa da büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar.

Kanal Cephesi’nde ilerleyen Türk kuvvetleri

Kanal Cephesi’nde ilerleyen Türk kuvvetleri

Çanakkale Cephesi

Çanakkale Boğazı’nın stratejik öneminin farkında olan Osmanlı yöneticileri, bu Boğaz’a “başkentin kalesi” gözüyle bakmış ve tabyalar inşa ederek Boğaz’da gerekli savunma tedbirlerini almışlardı. İngilizler daha savaş başlamadan önce Çanakkale Boğazı’na yönelik saldırı planları hazırlamışlardı. Savaş başladıktan sonra bu planlarını müttefikleriyle birlikte uygulamaya koydular.

İtilaf Devletleri, Çanakkale Savaşları ile:

  • Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’ni teslim almayı
  • Karadeniz’e geçip müttefikleri Rusya’ya yardım göndermeyi
  • Elde edecekleri zafer sayesinde savaşa girmemiş devletleri kendi yanlarında savaşa çekmeyi hedeflemişlerdir.

İtilaf Devletleri, bu hedeflere ulaşılması hâlinde savaşı kısa sürede bitirebileceklerini düşünüyorlardı. Bu amaçlarla hareket eden İngiliz-Fransız ortak donanması, 19 Şubat 1915’ten itibaren Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki Türk tabyalarını bombalamaya başladı. 18 Mart 1915’e kadar süren bombardımanla Türk tabyalarına yeterince zarar verdiklerini düşünen düşman donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçmek üzere ilerlemeye başladı.

Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarında, Gelibolu, 1915

Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarında, Gelibolu, 1915

İtilaf Devletleri donanmasının amacını sezen Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa, Boğaz’a mayın döşenmesi emrini verdi. Bu emri yerine getiren Binbaşı Nazmi Bey; “Nusret” adlı mayın gemisiyle, düşman gemilerinin harekâtından on gün önce, gece yarısı, Boğaz’a mayın döşedi. Döşenen mayınlardan habersiz olan düşman donanması, Boğaz’a girdiğinde mayınlara çarparak ağır hasar almaya başladı. Türk tabyaları da durmaksızın ateş ediyordu. Mayınlar ve tabyalardan atılan toplarla İtilaf Devletleri donanmasının yedi büyük savaş gemisi Boğaz’ın sularına gömüldü. Bu amansız direniş karşısında Boğaz’ı geçemeyeceğini anlayan ve ağır yara alan müttefik donanması aynı günün akşamında geri dönmek zorunda kaldı.

Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri 25 Nisan 1915’te karaya çıkarma yaptılar. Düşman kuvvetleri bu kez de Mehmetçiğin azmi ve genç bir komutanın askerî dehasının ortaya koyduğu strateji ile karşılaştılar. İngiltere Donanma Bakanı Winston Churchill’in (Vinstın Çörçil) “kaderin adamı” olarak nitelendirdiği 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, üslerinin emirlerini beklemeden 57. Alay’ı harekete geçirerek düşmanı geri püskürttü. Yarbay Mustafa Kemal, Çanakkale’deki Anafartalar Savaşı’nda da cephanesi bittiği için geri çekilmek isteyen askerlere “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir.”1 diyerek onların direnme azmini artırmış ve savaşın gidişatını değiştirmişti.

İtilaf Devletleri yaklaşık sekiz ay devam eden kara muharebelerinde de başarılı olamadılar. Düşman donanmasının çekildiğini gören Cevat Paşa’nın dediği gibi “Geçemediler, geçemeyecekler!”

Çanakkale Zaferi; İtilaf Devletlerinin savaşı kısa sürede kazanma planlarını suya düşürmüş, I. Dünya Savaşı’nın iki yıl uzamasına neden olmuştur. Müttefiklerinden yardım alamayan Rusya’da gittikçe artan ekonomik sorunlar Bolşevik İhtilali’nin çıkmasına ve Rusya’nın savaştan çekilmesine zemin hazırlamıştır. Çanakkale Savaşlarından sonra Bulgaristan İttifak Devletlerinin yanında savaşa katılmış, böylece Osmanlı Devleti ile müttefikleri arasında kara bağlantısı kurulmuştur. Çanakkale, Osmanlı askerlerinin milletini ve devletini yaşatmak için ölüme koştuğu yer olmuştur. Anadolu’da birçok okul 1915 yılında mezun verememiştir. Çünkü Anadolu halkı o yıl üniversite hatta lise çağındaki çocuklarını bile Çanakkale’de toprağa vermiştir. Toprağa düşen gencecik canlarla oluşturulan siperler, Çanakkale’yi geçilmez kılmış ve Millî Mücadele ruhunu yeşertmiştir. Yaralı düşmanına dahi merhametle yaklaşan Türk askerleri, Milletimizin sahip olduğu değerleri bütün güzelliğiyle ortaya koymuştur.

Çanakkale aynı zamanda, Mustafa Kemal’in lider olarak doğduğu yer olmuştur. Türk milleti onu Çanakkale’de tanımıştır. Her kumandan askerlerine “Size ölmeyi emrediyorum.” diyemez. Ölme emrini tereddütsüz yerine getiren Mehmetçikten başka bir asker de bulunamaz. Mustafa Kemal Çanakkale’de kahraman Türk askerini yakından tanımış, bu inanmış neferlerle neler başarabileceğini görmüştür. Bu ruh Millî Mücadele’deki başarının temelini oluşturmuştur.

Hicaz-Yemen Cephesi

I. Dünya Savaşı’nda Türk halkının vicdanında derin yaralar açan cephelerden birisi de Hicaz Cephesi idi. İngilizler uzun zamandır “Halifelik Arapların hakkıdır.” şeklindeki propagandalarla Arapları Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kışkırtıyorlardı. I. Dünya Savaşı başladığında da İngilizlerin “bağımsız devlet kurma” vaadinden etkilenen Mekke Emiri Şerif Hüseyin Osmanlı Devleti’ne isyan etti. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın “Yaşarken adını tarihe altın harflerle yazdıran komutan” dediği Fahrettin Paşa, 1916’da Medine’ye gönderildi. “Çöl Kaplanı” namıyla meşhur Fahrettin Paşa, İngilizler tarafından desteklenen Mekke Emiri Şerif Hüseyin’e karşı, elinde bulunan son derece kısıtlı imkanlara rağmen Medine’yi iki yıl yedi ay savundu. “Ölürüm de Peygamber kabrini çiğnetmem.” diyerek şehri isyancılara ve İngilizlere teslim etmedi. Kuşatma uzadıkça aç ve susuz kalan Osmanlı askerleri çekirge yiyerek Medine’yi savunmaya devam etti.

Hicaz Komutanı Fahrettin (Türkkan) Paşa Osmanlı askerlerini denetliyor, Medine, 1917

Hicaz Komutanı Fahrettin (Türkkan) Paşa Osmanlı askerlerini denetliyor, Medine, 1917

Fahrettin Paşa, şehrin teslim edilmesini isteyen isyancılara Medinelilerin huzurunda şu cevabı verdi:

“Biliniz ki kahraman askerlerim İslamlığın göz bebeği olan Medine’yi son fişeğine, son damla kanına, son nefesine kadar savunmaya ant içmiştir. Bu asker Medine’nin enkazı içinde ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın altında kan ve ateşten örülmüş kızıl bir kefenle gömülmedikçe Medine kalesinin burçlarından ve Mescid-i Saadet minarelerinden Türk’ün al bayrağı inmeyecektir!”

Fahrettin Paşa, I. Dünya Savaşı bitene kadar Medine’yi teslim etmedi. O, ancak 13 Ocak 1919’da Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan aylar sonra, İstanbul’dan gelen yazılı emir üzerine şehri teslim etti ve esir düştü.

Medine'deki su kaynaklarını ıslah eden Fahrettin Paşa halka su dağıtırken

Medine’deki su kaynaklarını ıslah eden Fahrettin Paşa halka su dağıtırken

Irak Cephesi

Irak Cephesi, bölgedeki petrol alanlarını ele geçirmek ve kuzeye doğru ilerleyip Ruslarla birleşmek isteyen İngiliz kuvvetleri tarafından açıldı. Basra Körfezi’nden çıkarma yaparak Bağdat’a doğru ilerlemeye çalışan İngilizlere karşı Osmanlı kuvvetleri, Selman-ı Pâk Muharebelerinde büyük bir zafer elde etti (22-25 Kasım 1915). Halil (Kut) Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kut’ül Amâre denilen yerde İngiliz kuvvetlerini kuşattı. İngiliz askerleri komutanları General Townshend (Tavzınd) ile birlikte esir alındı (29 Nisan 1916).

Kut’ül-Amâre’deki Türk Ordugâhı, 1915

Kut’ül-Amâre’deki Türk Ordugâhı, 1915

Ancak bölgeye yeni kuvvetler gönderen İngilizler, 1917 yılında Bağdat’ı işgal edip Musul’a doğru ilerlediler. Musul Türk kuvvetlerinin elinde iken Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı ve Osmanlı Devleti savaştan çekildi.

Kut’ül-Amâre’de esir alınan İngiliz birlikleri içindeki Hintli askerler cephe gerisine gönderiliyorken, 1916

Kut’ül-Amâre’de esir alınan İngiliz birlikleri içindeki Hintli askerler cephe gerisine gönderiliyorken, 1916

Suriye Cephesi

Kanal Harekâtı’nın başarısız olmasından sonra karşı saldırıya geçen İngiliz kuvvetleri, Sina Yarımadası’nı ve Filistin’i alarak Suriye’ye doğru ilerlediler. 1918 yılında bölgedeki 7. Ordu komutanlığına atanan Mustafa Kemal, başarılı savunma savaşlarıyla İngiliz kuvvetlerini Halep’in kuzeyinde durdurmuş ve düşmanın bu hattı geçmesini engellemiştir. Bölgedeki savunma savaşları devam ederken Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış Osmanlı Devleti savaştan çekilmiştir. Ateşkes Antlaşması hükümleri gereğince ordusunu terhis eden Mustafa Kemal de İstanbul’a doğru yola çıkmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir