Osmanlı Devletinin Yıkılışının İç Nedenleri

Osmanlı Devletinin Yıkılışının İç Nedenleri

Osmanlı Devleti’nin gerilemesine ve daha sonrada çöküşüne sebep olarak gösterilen nedenlerin başında mülki idarenin ve ordu teşkilatının bozulması, ilmiye sınıfının yetersiz kalması, adliye mekanizmasının çöküşü ve ekonomik yapının bozulması gelmektedir.

Mülki İdarenin Bozulması: Osmanlı Devleti, eski Türk hâkimiyet anlayışına göre, veraset usulüyle tahta geçen hükumdarlarca yönetilmekteydi. Devletin başında Osmanlı hanedanına mensup bir hükümdar bulunurdu. Hanedan üyelerinden kimin hükümdar olacağı ile ilgili kesin çizgilerle belirlenmiş bir kural yoktu. Hükümdarın ölümünden sonra hanedan üyelerinin her biri gücü ve nüfusu varsa, sonucuna katlanmak şartıyla taht üzerinde hak iddia edebilir ve mücadelesinde başarılı olması halinde iktidarı ele geçirirdi.

Daha sonra 1603 yılında tahta geçen I. Ahmet Döneminde bu usul değiştirilerek yerine hanedanın en büyük erkeğinin tahta geçirilmesini öngören, Ekberiyet sistemi getirildi. Bu sistem taht kavgalarını ve dolayısıyla kardeşkanı dökülerek devletin iç bunalıma itilmesini önlemiştir. Ancak iktidarı elde etmede sadece yaşın ölçü olması, şahsi yeteneklere bakılmayışı, yetersiz hanedan üyelerinin de devletin başına geçmesine yol açmıştır.

Osmanlı Devleti Yıkılışının İç Nedenleri
Osmanlı Devleti Yıkılışının İç Nedenleri

Ayrıca Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde uygulanan şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulaması kaldırılmış, şehzadelerin sarayda tutulması, devleti yönetme alışkanlığından uzak, deneyimsiz padişahların ülkeyi kötü yönetmelerine neden olmuştur. Devleti iyi yönetemeyen, eğitimi yetersiz padişahların yönetime gelmesi de, yukarıdan aşağıya doğru mülki idarenin tüm kademelerinde bozulmaya yol açmıştı. Hükümdarlık müessesesindeki bu bozulma sonucunda liyakat usulü ortadan kalkmış, yeteneksiz ve ehliyetsiz kişiler toplumda huzur ve mizamı sağlamaktan çok huzursuzluk kaynağı olmaya başlamışlardır.

Ordu Teşkilâtının Bozulması: Osmanlı ordusu başlangıçta yaya ve müsellemlerden (atlı) oluşan, savaş zamanlarında toplanan bir uç beyliği ordusu niteliğindeydi. Devletin kurulmasından sonra yaşanan gelişmelere paralel olarak ordu da yeniden teşkilâtlandırılmıştır. Devlet tam anlamıyla kurulduğunda, Osmanlı Kara Ordusu Yeniçeri Ocağı (Kapıkulu) ve Tımarlı Sipahiler olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.

Devletin en güçlü olduğu dönemlerde, ordunun çoğunluğunu Tımarlı Sipahiler oluşturmaktaydı. Ancak gerileme döneminden itibaren her iki askeri birlikte çağın gerektirdiği yeniliklere ayak uyduramamış, bunun sonucunda Osmanlı ordusu eski savaş gücünü yitirmiş, disiplinsiz, amirine başkaldıran, yeniliklere tavır alan bir insan topluluğu görünümüne bürünmüştür. Özellikle yeniçeri teşkilâtı düşmandan çok kendi yönetimini ve halkını korkutan bir ordu haline dönüşmüştür.

Tımarlı Sipahi sisteminin bozulmasında ise, bu teşkilâtla doğrudan ilgili olan dirlik denen toprak sisteminin bozulması etkili olmuştur. Bir hizmet karşılığı verilen dirliklerin hakkı olanlarla değil de iltimasla rastgele şahıslara verilmesi Tımarlı Sipahi sisteminin de bozulmasına yol açmıştır. Bu durum alınan tüm önlemlere rağmen Tımarlı Sipahi sayısının hızla azalmasına ve Yeniçeri Tımarlı Sipahi dengesinin Yeniçeriler lehine bozulmasına neden olmuştur.

Preveze deniz zaferiyle Akdeniz’in en üstün gücü haline gelen Osmanlı donanması ise 17. yüzyılda gerilemiştir. Avrupa’daki gemi teknolojisine ayak uyduramayan Osmanlı donanması 19. yüzyılda büyük ölçüde çökmüştür.

Kara ve deniz kuvvetlerinden oluşan Osmanlı ordusunun devletin kuruluş dönemindeki gücünü devam ettirememesinin ve çöküntüye uğramasının nedenlerini şu üç maddede özetlemek mümkündür:

  • Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki dinamizmini sürdürememesi buna bağlı olarak Osmanlı ordusunun gelişen Avrupa orduları karşısında yetersiz kalması
  • Avrupa orduları ateşli silâhlarla donatılırken Osmanlı devletinin bu konuda gerekli duyarlılığı gösterememesi. Yakın Çağda dışarıdan modern silâh alma çabalarının da sonuçsuz kalması
  • Gerileme döneminden itibaren uğranılan yenilgilerin orduda moral çöküntüsü yaratması. Bu çöküntünün tedbir alınarak giderilmesi yerine teşkilâtın ihmal edilmesi.

Bu sebeplerden dolayı çöküntüye uğrayan Yeniçeri Ocağı önce ıslah edilmeye çalışılmış, III. Selim Döneminde Nizam-ı Cedid kurulmuştur. Ancak bu çabalar Padişahın canına mal olunca Ocak, Vaka-yı Hayriye olayı ile 1826’da II. Mahmut tarafından kaldırılmış ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye ordusu kurulmuştur.

İlmiye Teşkilatının Yetersiz Kalışı: Osmanlı ilmiye Teşkilatı XV. ve XVI. yüzyıllarda çağdaşlarına göre oldukça ileri bir seviyedeydi. Fatih döneminde Osmanlı Medreseleri, gerek eğitim kadrosu, gerekse program bakımından çok zengindi. Yükselme devirlerinin devlet adamlarını ve devlet kadrolarını yetiştiren Osmanlı İlmiye Teşkilatı, XVIII. ve XIX. yüzyıla gelindiğinde çok farklı bir mahiyet almıştır. Zamanın şartlarına göre Avrupa’daki ilmi gelişmeleri takip edemediği gibi pozitif bilimler lüzumsuz ve faydasız görülerek medreselerden çıkarılmış ve sadece dini ilimler verilmeye başlanmıştır.

Diğer taraftan önceleri eğitim çalışmalarını teşvik etmek amacıyla çıkarılan “beşik ulemalığı” daha sonra suiistimal edilmiş ve gerekli eğitimi almadan bu payeyi alan bilim adamları türemiştir. Zamanla bu kişilerden dolayı medrese, ilimle uğraşmayan, siyasetle uğraşan bir yapıya dönüşmüştür. Bu durum, medreseye hem itibarını hem de muhtariyetini kaybettirip, onu siyasetin emrine sokmuştur. Müderrisler yani ulema sınıfı, maddi ve siyasi menfaatler elde etmek için medreseyi vasıta olarak kullanmışlardır. İlmi payeler kayırma ve rüşvetlerle elde edilmeye başlanmış ve eski yapısını kaybeden medrese, kendisiyle birlikte devleti ve toplumu da çöküşe sürüklemiştir.

Yakınçağda özellikle II. Mahmud döneminde eğitimle ilgili reformlar yapılmaya çalışılmışsa da bu reformlar medresenin dışında gerçekleşmiştir. Bu durum eğitimde birliği bozmuştur. Bir taraftan medreseler eğitim faaliyetlerine devam ederken diğer taraftan batı tarzında eğitim veren başka okullar eğitimini sürdürmüştür.

Adalet Sisteminin Çökmesi: Adalet kurumu, Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlının adalet sistemi ve anlayışı devletin güçlü olduğu dönemlerde, değişik toplumlar arasında büyük ilgi uyandırmıştır. Bu dönemdeki adalet anlayışını, Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlak-i Alâi eserinde bulunan sekiz maddelik yöntem en güzel şekilde açıklamıştır. Ancak, 19. yüzyılda adaletin yerini rüşvet, adam kayırma ve menfaat almıştır. Adalet sisteminin çökmesi hukukun üstünlüğü anlayışının yıkılması Osmanlı Devleti’ni hızla çöküntünün eşiğine getirmiş, halkın adalete ve dolayısıyla devlete karşı olan güveni zayıflamıştır.

Ekonominin Bozulması: Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren izlediği çok başarılı ekonomik politikalar sonucunda halkın refah düzeyini artırmayı başarmıştı. Osmanlı toplumu bir refah toplumu haline gelmişti. Buna rağmen aynı zamanda kanaat toplumu olan ve zaruri ihtiyaçlarından fazlasını hayır hizmetlerine harcayan Osmanlı toplumu her türlü ihtiyaca cevap veren vakıfları desteklemiş, bu sayede toplumda muhtaç insan bırakılmamıştı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü olduğu dönemlerde sahip olduğu bu güçlü ekonomisinin zaman içerisinde zayıfladığı görülmektedir.

Ekonomik alanda çöküşün başlıca sebepleri şunlardır:

  • Başlangıçta Fransa’ya daha sonra diğer Avrupa devletlerine verilen kapitülasyon denilen ticari imtiyazların Osmanlı Devleti aleyhinde gelişme göstermesi.
  • Batıdaki sanayii inkılabının Osmanlı Devleti’nde gerçekleştirilememesi, sanayii ürünlerinin yerli Osmanlı el sanatlarını ezmesi ve eritmesi
  • Kaybedilen savaşlar sonucunda ganimet elde edilemediği gibi ödenmek zorunda kalınan tazminatlar ve artan askeri giderler
  • Dışarıdan alınan dış borçların ödenememesi sonucunda kurulan düyunu Umumiye Teşkilatı’nın olumsuz etkileri
  • Artan rüşvet ve su istimal olaylarını devlet adamlarının çözememeleri
  • Ekonomiyi yönlendirecek insan unsurunun yetiştirilmemesi
  • Sömürgecilik hareketinin sonucunda İspanyolların güney Amerika’dan getirdikleri altınlar yüzünden Avrupa’yı sarsan enflasyonun Osmanlı devletini olumsuz etkilemesi
  • Dirlik sisteminin bozulması yüzünden tarım faaliyetlerinin aksaması ve devletin vergi kaybına uğraması
  • Coğrafi keşifler sonucu dünya ticaret yollarının değişmesi ve Osmanlı Devleti’nin daha önce elinde tuttuğu ticari avantajları kaybetmesi

Yorum yapın