Padişah Hocalığı – Osmanlıda Padişah Hocası

Padişah hocasının resmi görevliler arasındaki yeri tartışmalı bir konudur. Fâtih Sultan Mehmed’in hazırlattığı Kanunname-i Al-i Osman’da padişah hocasının “ulemanın serdarı” olduğu belirtilmiştir.

Padişah hocasının, Şeyhülislam ile aynı lakapları kullanacağı, vezirlerin üstünde yer alacağı ve bayram tebriklerinde padişahın, hocasına karşı ayağa kalkması gerektiği belirtilmiştir.

Bu konuyu eserinde ele alan Müverrih Mustafa Ali ise, padişah hocasının Şeyhülislam karşısındaki durumunun hükümdarın iltifatına bağlı bir “kanun-ı müşkil” olduğunu zikretmektedir. Yani hocalık makamında padişahın çok sevip saydığı bir zatın bulunması durumunda bazı hususlarda Şeyhülislama üstün geleceği anlatılmaktadır.

Mesela Hoca Sa’deddin Efendi’nin (v.1008/1599) padişah hocalığı döneminde kendisi ilmiye tayinlerinde tek yetkili olarak tanınmış, Şeyhülislam tayinlerinde dahi görüşü alınmıştır. Bu dönemi anlatan Selaniki Tarihi’nde geçtiğine göre, Rumeli Kadıaskerliğinden azlolunan Şair Bâki meşihat makamına tayini için Hoca Sa’deddin Efendi’nin aracı olmasını istemiş, ancak Padişah III. Murad (v. 1003/1595) uygun görmediği için amacına ulaşamamıştır.

Padişah Hocası Ne demektir?

Padişah Hocası Ne demektir?

Yukarıda zikrettiğimiz Hoca Sa’deddin Efendi, III.Mehmed (v.1012/1603) devrinde 24 Şevval 1006/31 Mayıs 1598 tarihinde Şeyhülislam tayin edilince padişah hocalığı ile meşihat makamını şahsında birleştirdiğinden “Camiü’r-Riyaseteyn” lakabını almıştır. Aynı şekilde II. Mustafa’nın (v. 1115/1703) hocası Seyyid Feyzullah Efendi ile Sultan Abdülaziz’in (v. 1293/1876) hocası Hasan Fehmi Efendi de Şeyhülislamlık yaptıkları için bu lakabı almışlardır.

Padişah hocalarının protokoldeki farklı durumlarını gösteren ilginç bir hadise de Kanuni Sultan Süleyman (927- 974/1520-1566) döneminde yaşanmıştır. Devrin veziri azamı İbrahim Paşa’nın düğün merasiminde padişahın sağında Şeyhülislam İbn-i Kemal (v. 940/1533), solunda hocası Hayreddin Efendi oturmuştur. Normalde sağ tarafta oturması gereken Vezir-i azam İbrahim Paşa, şeyhülislamın gelmesi üzerine yerini ona verince padişahı da memnun etmiştir.

Yine aynı devirde yapılan şeyhülislamın katılmadığı bir sür (sünnet) merasiminde padişahın sağında hocası oturmuş ve o sırada mecliste bulunan kadıaskerlerin önüne geçmiştir. Bu iki hadiseye istinaden diyebiliriz ki, yukarıda naklettiğimiz Müverrih Ali’nin sözündeki gibi padişah hocasının mevki derecesi, kendisine gösterilen hürmet ve sevgiye bağlı olarak belirlenmiştir.

Konuya dair örnek verdiğimiz tarihi hadiseler, Osmanlı Devleti’nin ilme ve ilim adamlarına verdiği ehemmiyeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı zamanda devletin altı asır boyunca ayakta kalmasının, ilim ve adalete dayanarak gerçekleştiğini bizlere anlatmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir