"Enter"a basıp içeriğe geçin

XII. (12.) vs XIII. (13.) Yüzyıllarda Anadolu’daki İlmi ve Sosyal Müesseseler

XII. asrın son yarısıyla XIII. asırdaki fikir hareketleriyle mütenasip olarak ilmî ve sosyal hareketler de devam etmiştir. Bu asırlardaki müesseselerin başlıcalanm Erzurum, Erzincan, Şarki Karahisar, Niksar, Divriği, Malatya, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Sinop, Niğde, Kırşehir, Konya, Eğridir. Beyşehri, Kütahya, Afyon Karahisar, Denizli, Antalya ve Alaiye taraflarında görüyoruz; bu şehirler arasında Konya, Sivas, Tokat ve Amasya müesseseleri başta gelmektedir.

Müteaddid hanlar ve kervansaraylar ile birbirlerine bağlanmış olan bu şehirler aynı zamanda iktisadî münasebetleri temin eden yolların uğrağında bulunuyordu. Batı Anadolu bu asırlarda henüz Rum İmparatorluğu’nun elinde bulunduğundan bittabi Türklerin eserlerinden henüz istifade edememişti; oralardaki faaliyet XIV. asırda başlamış ve hayrete şayan bir şekilde süratle artmıştır.

Anadolu’da İslâmî bir Türk devleti kurmaya başlayan Anadolu Selçukileriyle Danişmendliler, Mengücekler ve Saltuklular ellerindeki yerlerde cami, medrese, imaret, hastahane, köprü, hamam, çeşme, kervansaray vesaire gibi eserler vücuda getirmek suretiyle memleketlerini süslemişlerdir. Bugün de bir kısmının bakiyesini görmekte olduğumuz bu eserler hakkında malumat vermek programımızın dışındadır; hatta bunların isimlerini bir bir sıralamak bile haylı uzun sürer.

Anadolu’da XII. asrın ikinci yarısıyla XIII. yüzyıldaki sosyal müesseselerin başında gelen camilerin adedi binleri geçmekte olup bunların nerelerde yapıldıklarını bugün de öğrenmekteyiz. Şehirlerdeki medreselerin adedi ise şehirlerdeki camilere yakındır. Sosyal müesseselerin mühimlerinden olan ve kitabelerinde Darüşşifa, Darüssıhha ve Bimaristan diye zikredilen hastahanelerin teşkilatlarıyla beraber mevcudiyetlerini yakinen biliyoruz. Divriği, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Çankırı, Kastamonu ve Konya’da bulunan bu hastaneler bizce malum olan sıhhat kurumlardandır.

Medreselerin yanlarında yaptırılmış olan imaretler sosyal müesseselerin mühimlerindendir. Bunlar hem medrese talebelerinin iaşelerini temin ederler ve hem de fakir ve yoksullara muayyen zamanlarda yemek verirlerdi. Bunların ne suretle yemek verecekleri, her günkü imaret masrafları, yemek nevileri vakfiyelerle tespit edilmiştir. Şehir ve kasabaları bağlayan kervansaray ve hanların bulundukları mevkilere harita üzerinde bir göz gezdirilecek olursa bunların Anadolu’nun Türklerin elindeki yerlere kol attıklarını, bu suretle komşu memleketler ve denizlerle irtibat tesis ettikleri görülür. Bu han ve kervansaraylar yolcuların istirahatlerini ve hayvanlarının muhafazalarını iyice temin edecek surette muhkem şekilde yapılmışlardı. Bu kervansaray ve hanların bir kısmı denizler istikametinde ve diğer kısımları da Batı Anadolu, Güney Suriye ve Doğu Anadolu taraflarına doğru uzanan ticaret yolları üzerlerinde idi.

Bu asırlarda yapılmış olan kervansaraylar hakkında bir fikir vermek için Kayseri vilâyetinin Bünyan kazasına bağlı Zamantı nahiyesinde Selçuk vezirlerinden Celâlüddin Karatay’ın yaptırmış olduğu bir ham görüp hayranlıkla tetkik eden bir Arap müverrihinin mütaleasını aşağıya kaydetmek kâfidir. Vezirin yaptırmış olduğu han, böyle olunca hükümdar hanlarının meselâ Sultan hanının ne derecede olacağı anlaşılır. 675 11/1277 M. senesinde Memlük sultanı Melik Zâhir Baybars ordusuyla Anadolu’ya gelerek Kayseri’ye kadar gitmiş olan Arap müverrih yolda konakladıkları bu Karatay Hanı’nı şöyle tavsif ediyor:

“. . . Bir müddet bu halde devam ettik; orada Karatay Hanı denilen han göründü. Bu han, banisinin yüce himmetine büyük bir delildir; çünki vus’at ve irtifa itibariyle bu han en büyük hanlardan ve mimari cihetinden de güzellerindendir. Yontulmuş ve mücellâ kırmızı taşlardan yapılmıştır. Taş cilâh olduğundan mermere benzer. Bunun surumu üzerinde ve diğer yerlerinde bir takım nakışlar vardır ki bunların anlatılması mümkün değildir. Bu hanın kapısı haricinde iki kapılı müstahkem surla muhat zemini taşla döşeli bir havlu olup burada dükkânlar bulunmaktadır ve hanın kapısı demirdendir.

Hanın içinde yaza mahsus eyvanlar (büyük sofa, sayeban, çardak) ve kışa mahsus odalar ve hayvanlar için ahırlar vardır ki insan bunların keyfiyetini tavsiften âcizdir; yani bir insan yaz ve kış orada otursa her mevsime mahsus şeyleri bulabilir; derununda hamam, hastahane ve lâzım olan ilâçlar, sair mefruşat ve eşya vardır; konuğa yani misafire Allah rızası için yemek verilir.

Sultan efendimize “(yani Sultan Melik Zâhir Baybarsa) buranın hayrat tamamından getirildi. Bu han için bir çok vakıflar yapılmış ve bunların idaresine memurlar tâyin olunmuştur; varidatını tahsil ile buraya sarf ederler. Tatarlar bunlara dokunmadılar. Anadolu halkı bu hanın banisini hürmetle anar.”

İşte ana hatlarını göstermiş olduğum bu bir buçuk asırlık Anadolu fikir hareketleriyle ilmi ve sosyal müesseseler Oğuz Türklerinin Anadolu istilâsını müteakip bu sahalarda olan faaliyetlerinin bugün bilebildiğimiz nümunelerindendir.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.