"Enter"a basıp içeriğe geçin

Osmanlı Devletinde Millet Sistemi Nedir?

Osmanlı, hem büyük-güçlü bir dünya devleti olmanın hem de yeni bir dünya nizamı kurmanın peşindedir. 16. yüzyılda, büyük bir siyasi güç ve dünya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu ile, İslami esaslar üzerine oturan yeni bir dünya düzeni modeli yaratılmıştır.

Bu dini ve siyasi düzeninin tepe noktasında hükümdar olarak halife-padişah bulunuyordu. Halife, emirü’l-müminin idi, ancak dini bir görevi yoktu. Ulemadan değildi, dini yorumlama yetkisi de yoktu. Buna karşılık görevi, İslam’ın üstünlüğünü ve Müslüman devletin hakimiyetini kabul etmek, cizye vermek şartıyla gayri müslimlerin de (ehl-i zimme yani zımmiler) malını, canını ve güvenliğini korumak ve onlara da ibadetlerini ve kendi işlerini yürütebilecek şekilde imkan sağlamaktı.

Bunu temin ederken, devlet veya halife-sultan bütün tebaasına veya reayasına karşı zayıf olmadan yumuşak, sert olmadan güçlü kalarak, toplumda hem saygı hem de sevgi uyandırmayı yönetimin esası olarak benimsemiştir. Bu yönetim anlayışını sürdürülebilir kılmak için çeşitli dinleri ve kavimleri içinde barındıran imparatorlukta siyasi-idari işlerin yürütülmesini Sadrazama; din ve kültür işlerinin yürütülmesini de Müslümanlar için Şeyhülislama, Hristiyanlar için Patriklere, Museviler için de Hahama havale etmiştir.

Osmanlı Devleti, millet sistemi ile imparatorluk toplumu için Türk dili, Osmanlı hanedanı, Osmanlılık bağı etrafında ortak yeni bir tarih kimliği oluşturmayı hedeflemiştir. Bu sistem gayri müslimlere dini ve kültürel muhtariyet tanırken, aynı zamanda onlardan devletle idari, siyasi, mali, ticari alanlarda işbirliği-yardımlaşma yapmalarını öngörmekteydi. Bu muhtariyete rağmen hiçbir gayri müslim cemaate, şeriat hukukuna aykırı bir karar ve davranış içinde bulunma hakkı tanınmamıştır. Aldıkları kararların, devletin onayından geçmesi gerekmekteydi. Devlet gayri müslimlere, millet sistemi çerçevesinde hukuki bir himaye sağlayarak, içişlerine müdahale etmemekteydi. Bu anlayış imparatorluk yapısına uygun idi.

Millet sistemi içinde gayri müslim her cemaatin kendi dilini kullanmak, dini, kültürel ve eğitim müesseselerini geliştirmek; vergi toplamak, cemaat hukuku çerçevesinde yargı görevini yerine getirmek gibi kanuni hakları mevcuttu. Dolayısıyla her cemaat bu sistem içinde kendi kimliğini koruma, zenginleşme ve serbestçe hareket etme imkanı bulmuştur. Osmanlı Barışı bu sistem sayesinde gerçekleştirilmiştir.

Kısaca Osmanlı Devletinin güçlü ve kudretli olduğu dönemlerde bu sistem yürümüş, hallerinden memnun olan ve Osmanlı Barışı sayesinde refah ve huzur bulan gayri müslimler Osmanlı gücünü gönüllü kabullenmişler ve ona itaat etmişlerdir.

Daha iyi anlayabilmek için Osmanlı millet sistemini bir tren katarına benzetebiliriz. 1299 Söğüt’ten kalkan bir Osmanlı treninin varlığını kabul edelim. Tren hızla yoluna devam ederken her istasyonda katara bir vagon takılmıştır. Bu süreç Kanuni devrinin sonuna kadar yani tren son istasyona varıncaya kadar devam etmiş ve vagon sayısı çoğalmıştır. Netice, Osmanlı treninin çektiği Türkler, Araplar, Kürtler, Boşnaklar, Tatarlar gibi Müslüman toplumların da bir arada seyahat ettikleri vagonların arkasına Rum, Bulgar, Sırp, Macar, Makedon, Karadağ, Gürcü, Yahudi gibi gayri müslim milletlerin ayrı ayrı oturduğu vagonlar ilave edilmiştir. Bu trenin lokomotifi seyfiye sınıfı (askeri paşalar ve ordu), ulema sınıfı (din alimleri) ve kalemiye (sivil paşalar-bürokratlar)dir.

Lokomotifin makinisti Halife-Sultandır. Lokomotifin kömür ihtiyacı Müslüman ve gayri müslimlerin verdiği vergilerle karşılanmaktaydı. Lokomotif iyi çalışırken ve hızlı giderken her millet kendi vagonunda, başlarında dini şefleri (Patrik, haham, piskopos) olmak üzere huzur ve refah içinde seyahate devam etmiştir. Kimse trenden inmeye veya kendi vagonunu katardan ayırmayı düşünmemiş veya cesaret edememiştir. Dolayısıyla Osmanlı barış treni emniyet içinde ve kendinden emin bir şekilde yoluna devam etmiş ve Kanuni döneminde son durağa varmıştır.

Son durakta, 1683 yılına kadar beklemiştir. Bu bekleme esnasında kendi eski sistemine yeni bir alternatif yaratamamış, yani yeni bir lokomotif koyamamış, vagonları da yenileyememiştir. Bunun üzerine yolcularda huzursuzluk belirtileri yavaş yavaş baş göstermiştir. Huzursuzluk imparatorluk yok oluncaya kadar artarak devam etmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.